Anayasa Mahkemesi kararları yok sayılabilir mi?

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI
(Kurucu Mecliste Kabul Tarihi : 18.10.1982; Halkoyuna Sunulmak Üzere Tasarının Resmî Gazetede İlanı: 20.10.1982-17844; Kanunun Halkoyu ile Kabul Tarihi: 7.11.1982; Halkoyu Sonucunun Yayımlandığı Resmî Gazete Tarihi: 9.11.1982-17863 Mükerrer)
Kanun No. : 2709                  Kabul Tarihi :  7.11.1982
BAŞLANGIÇ (Değişik: 23.7.1995-4121/1 md.)

Türk Vatanı ve Milletinin ebedî varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda;
Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak, Türkiye Cumhuriyetinin ebedî varlığı, refahı, maddî ve manevî mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde;
Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;
Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;
(Değişik: 3.10.2001-4709/1 md.)Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;
Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak millî kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddî ve manevî varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;
Topluca Türk  vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu;
FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere,
TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.

BİRİNCİ KISIM
Genel Esaslar
I.  Devletin şekli
MADDE 1. – Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

II.  Cumhuriyetin nitelikleri
MADDE 2. – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

III.  Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti
MADDE 3. – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.
Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.
Başkenti Ankara’dır.

IV.  Değiştirilemeyecek hükümler
MADDE 4. – Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

V.  Devletin temel amaç ve görevleri
MADDE 5. – Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.

VI.  Egemenlik
MADDE 6. – Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.

VII.  Yasama yetkisi
MADDE 7. – Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.

VIII.  Yürütme yetkisi ve görevi
MADDE 8. – Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.

IX.  Yargı yetkisi
MADDE  9. – Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.

X.  Kanun önünde eşitlik
MADDE 10. – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
(Ek: 7.5.2004-5170/1 md.)Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.

XI.  Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü
MADDE 11. – Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.

Buradan tamamını okuyabilirsiniz

Anayasanın 4 maddesini iyice okuyalım. “Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”

Sonra 2. maddeyi iyice bir okuyalım. “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”

Şimdi de şunu okuyalım.MADDE 176. – Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmı, Anayasa metnine dahildir…”

Buraya kadar özellikle yorum yapmadan maddeleri işaret ettim. Yani değiştirilemeyecek olan maddeler ve başlangıç hükümleri herkes tarafından iyice okunmalıdır. Başlangıç hükümlerinin 2. ve 3. paragrafları önemli şeyleri belirtmektedir. Anayasa değişiklikleri ile ilgili olan bölümü de buraya alalım…

MADDE 148. – Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.

Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır. Şekil bakımından denetleme, Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir. Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren on gün geçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz; def’i yoluyla da ileri sürülemez.

Anayasa Mahkemesi kanunları, kanun hükmündeki kararnameleri, meclis içtüzüğünü anayasaya şekil ve esastan inceleyebilirken neden anayasa değişikliklerini sadece şekil bakımından inceleyebilir? Bu sorunun yanıtını verebilmek için 82 Anayasasını hazırlayanların gerkeçelerine bakmak gerekiyor. Bu konuda kurucu mecliste bu madde görüşülürken tartışmalar çıkmış, karşı madde teklifleri verilmiş ancak parlementer rejimin güçlendirilmesi, istikrarlı bir yapı gibi tümüne ilişkin temel ilkeler gereği madde bu şekli ile geçirilmiş.

Ancak görülen o ki,  anayasa değişiklikleri oldukça zor koşullara bağlanmış olmasına rağmen, kurucu meclis güçler dengesinin bozulmamasını, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerinin asla tartışılamayacağı fikri ile çalışmıştır. 12 Eylül’ün askeri rejimi geçmişte olup bitenlere tepkisinden, toplumda ve kurucu mecliste oluşan reflekslerle şu anki durumu öngörmüş olmalarına rağmen hiç kimsenin bu tür değişikliklere tevessül etmeyeceği fikri ile davranmıştır.

Bunun yanısıra  9.2.2008 günlü, 5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un, 1. ve 2. maddelerinin Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 1., 2., 3., 4., 6., 7., 8., 9., 24., 42., 138., 153. ve 174. maddelerine aykırılığı savıyla yokluğunun hükme bağlanması ya da iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemli,meşhur türban davasında 2 karşı oy çıkmış, bu oylardan Haşim Kılıç Anayasanın 148. maddesi ile ilgili fikrini anlatmıştır. Buradan detaylı bir şekilde okuyabilirsiniz.

Bu 2 karşı oya rağmen Anayasa Mahkemesi kararını vermiş, bildiğiniz sonuçlar elde edilmiştir.

Kim ne derse desin Anayasa Mahkemesi kararını verecek, gerekçelendirecek ve milletin önüne koyacaktır. Anayasa Mahkesinin verdiği karar hangi yönde olursa olsun kesindir, denetime tabii değildir. Bu duruma karşı, peki Anayasa Mahkemesini kim denetleyecek diye soranlar çıkmaktadır. Bu soruyu sorduğunuz ya da bu tür sorular sormaya başladığınız anda büyük başka bir sıkıntı ortaya çıkacaktır. Ki zaten sorunda buradan itibaren başlamaktadır.

Anayasa Mahkemesinin vereceği iptal kararının yok hükmünde olacağı, Resmi gazetede bu kararı yayınlamayarak karara direnilebileceği söylenmektedir. Bu yapılabilir. Bunun anlamı mevcut sistemi ilga etmektir. Yani artık bir başkasıda benzeri bir gerekçe ile davranabilir, sözedilen kaos budur.

Görünen o ki kimse denetlenmekten hoşlanmıyor. 1982 Anayasasına darbe anayasası diyenlerin ağzına almadığı şey bu anayasanın nasıl yürülüğe girdiğidir.  Bunu tartışmaya başlarsak doğru sonuçlara ulaşabiliriz. Gücü elinde tutanın, iktidarı eline geçirenin “meşru”, iktidarı eline geçirmeye çalışanların “darbeci” olduğu bir toplumda sınırları çizmek, yönümüzü bulmak neredeyse imkansız olacaktır.

Peki bütün bu tartışmaları bitirecek, yolumuzu aydınlatacak bir şeyleri nereden bulacağız? Bu sorunun yanıtını vermek hem çok kolay hem de çok zor…

Çünkü dün Avrupa Birliğini yerden yere çalanlar, ağzına geleni söyleyenler  bugün başka şeyler söylemektedir. Darbelere karşı çıkanlar, hukuk ve demokrasi dışı yollara başvuranları acımasızca yargılamaktan yana olanlar toplumları, halkları kandırmakta, darbeleri askerlerin yaptığı yalanını onların zihnine çakmaktadır. Dünyanın her yerinde darbeleri siviller organize eder ve askerler ya da silahlı güçler uygular…

Aklı başında, sağduyulu insanların konuşmaktan korkmaması gerekiyor. Eğer bu korkuya yenik düşerlerse, demokrasi denilen aptallar oyunu oynanır ve önünüze 12 Eylül anayasası gibi bir anayasa konur, halk onu %99 gibi ezici bir oyla kabul eder. Sonra, sonrası işte ortada…

Anayasa Mahkemesi 5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’unun iptl edilmesi ile ortaya bir içtihat koymuştur. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın 148. maddeyi de karşı oy yazısında ortaya koyması ve irdelemesi bu içtihadı sonsuza kadar perçinlemiştir.

Ayrı bir tartışmada farklı bir kulvardan yürütülmektedir. Anayasa değişikliği halkın oylarından çıktıktan  ve resmi gazetede yayınlandıktan sonra yürürlüğe girer. Yani ortada daha bir anayasa değişikliği yoktur. İnsanlara paket, tasarı gibi hukuksal olmayan terimlerle anlatılan bu değişiklik meclisten çıkıp, Cumhurbaşkanı tarafından onaylanıp referanduma gönderildiği gün kanunlaşmıştır. Kanun dediğiniz anda 148. madde ile ilgili  sorun kendiliğinden aşılmıştır. 175. maddeyi okuyanlar durumun hangi mecrada gelişeceğini de görürler. Ama bu tartışmayı ortaya atanlar işlerine geldiği gibi konuşup, milleti kandırmak için masa başında yarın ne sallasak diye kellerini kaşımaya devam ediyorlar.

Dönelim konumuza, Anayasa Mahkemesi kararları yok sayılabilir mi? Evet sayılabilir. Sonucunu hep beraber görürüz. Anayasa Mahkemesi kararını yok sayan bir yürütmeyi, onu oluşturan meclis üyeleri aynı gerekçe ile yok sayabilir, Cumhurbaşkanına meclisi fesh etmesi ve derhal seçime gitmesi talebinde bulunabilirler.  Milletin sinesine dönerler, meşru kurumlar teker teker iflas eder ve ülke kimsenin hesaplamadığı kadar büyük kaosa sürüklenir.

Belki de istenen, denenmek istenen budur. Ancak hatırlatmakta yarar var, bu ülkede bu duruma uyan, okunması gereken Ceza Kanunu maddeleri olduğu gibi, geçmişte acı sonuçları olmuş bu tür denemeler de vardır.

Anlamamız gereken Anayasanın bir konsensus ile oluşturulması gerektiğidir.  86 yıllık bir cumhuriyette her önüne gelenin anayasaya el attığı bir ülkedeyiz. Her iktidara gelen Anayasayı, yasaları değiştirmiştir. Bütün değişikliklerin sisteme karşı bir saldırı olarak nitelemek haksızlık olacaktır ama durum ortada. Demokrasi, hukuk, insan hakları ve bu ülkenin insanlarının durumu ortadadır.

Ama eninde sonunda bu topraklarda yaşayan insanlar bütün çelişkelerden gerçeğe, doğruya ulaşacaklardır. Bütün sorun ne kadar acı çekeceğimizdedir…

Yorum yazın

You must be logged in to post a comment.