Engin Ardıç’tan her zamanki gibi…

İlhan Selçuk da gitti, Türkiye’de yirminci yüzyıl biraz daha bitti.
Reşat Nuri Güntekin’in o unutulmaz, o tadına doyulmaz “Damga” romanının sonunda, evli sevgilisi Vedia’nın odasında yakalanınca onun iffetini korumak için kendine hırsız süsü veren, bu yüzden hapis yatan, hayatı kayan, mahvolan İffet Bey, yıllar sonra onunla karşılaşıp yüz bulamayınca, kendi kendine şöyle der:
“Hayatımı bir vehme kurban etmişim!”
İlhan Selçuk yalnız kendi hayatını değil, ona inanan, ona güvenen, onun etkilediği yüzlerce çocuğu da bir vehme kurban etti.
O seksenini geçince yatağında öldü, çocuklar otuzlarını bulamadan dağ başlarında, duvar diplerinde, işkence odalarında, darağaçlarında.
Hele, yıllar ve yıllar sonra, sırf hükümeti devirebilmek uğruna “işkencecilerimi affettim” demesi, toprak altında yatan çocuklara son ve sunturlu bir hakaret oldu.
Onun için “demokratik Türkiye’nin savunucusu” dediler utanmadan, yalandır.
Şimdi göklere çıkarılacak, “ilahlaştırılacak”, belki de cenazesi yeni bir “cumhuriyet mitingine”, bir gövde gösterisine dönüştürülecektir. Faşistler içlerinde kalan son kurtları da böyle dökeceklerdir.
Ama o gövde çürüktür artık, içi boştur, koftur, dediğim gibi kurtludur.
Allah rahmet eylesin.
Ona ve eski Türkiye’ye.

Böyle buyurmuş Engin Ardıç… İlhan Selçuk’un vefatının ardından yazmış utanmadan.

Kendisine buradan Ferhan Şensoy gibi seslenmek isterdim ama olmuyor işte…

Buraya yazısının bu bölümünü yazalım ki, ileride not düştük diyebilelim.  Sonra yazarız detaylıca bu beyin köşe yazıları ve geldiği yer hakkında…

Allah akıl fikir versin demeyeceğim, vermesin hep böyle kalsın…

Yorum yazın

You must be logged in to post a comment.