Elveda Sinyorita!

Hukuktayken kitapların arasında sakladığım Audrey Hepburn gibi bir kadındı. güzeldi, devrimci ve sosyalisti…sigarayı bırakamıyordu…

Sonra olanlar oluyor işte. acaip günler… bu yazıyı okuyunca dayanamadım. okumak gerek… aşağıda yorumları falanda paylaşacağım çaresiz….

Kaynak

Yeni Harman Dergisi’nin Temmuz sayısında Alper Erdik, Ece Temelkuran’ı eleştiren bir yazı kaleme aldı.

İşte Erdik’in Temelkuran eleştirisi:

Üniversiteye başladığım yıl, 2004’te, tanıştım kendisiyle. Trabzon’da, elbette yağmurlu bir sonbahar günü, darbenin yıldönümünde, bir genç kadın,milliyetçilerin taş kafalılığından bahsediyordu; üstelik bir patron gazetesinde. Etkilenmiştim, hoşuma gitmişti ve şaşırmıştım. Yeni bir de kitabının çıktığı haberi vardı, alıp okuyayım demiştim, ne yalan söyleyeyim, unuttum. Ertesi yıl, bir etkinlikte konuşmacı olarak Trabzon’a geldiğinde, o tarihten kısa bir süre öncesinden itibaren, kendisinin okuruydum; bu vesileyleMilliyet de benim günlük gazetem olmuştu.“Başka bir yazarlık”tan, “başka bir sol siyaset”ten bahsediyordu konuşmasında; bunlara dair düşünmemek elde değildi. Gençti, başarılıydı, iyi oynattığı bir kalemi, laf yapan bir ağzı vardı; hadi söyleyeyim, çok da güzeldi. Onu, haftada üç gün okumak kesmediğinden, sıra kitaplarını edinmeye gelmişti. ‘96 ölüm orucu direnişini anlattığı kitabını, bir ucuzluk rafında gördüğümde ne çok sevinmiştim! Bu konuda bir kitap yazdığından, hiç ilgim yokken, “kadınların kafasının neden karışık olduğunu” bile merak etmiş, yanıtını ondan öğrenmiştim. “Kıyı”dan ve “iç”ten yazılan yazıları, Venezüella’daki devrimin sokağa ve sokaktan yansımalarını, ikinci ölüm orucu direnişinin kahramanlarının, ilerleyen yıllarda, nerede, ne yapıyor olduğunu da onun kitaplarından okudum. Bu esnada, gazetedeki yazılarını okumakla kalmıyor, bir de kesip saklıyordum. Okuldaki tek tük solcu arkadaşlarla, bu yazılara dair konuştuğumuzu ve benim onu,sanırım kendisine “âşık” olduğumdan kıskandığımı, bugün tüm netliğiyle ve gülümseyerek hatırlıyorum.

Kendisini, ikinci kez, 2007’de gördüm. Kadınlar Günü için, Baro’nun davetlisi olarak gelmişti bu kez Trabzon’a. O günlerde, ben de çoktan çeşitli yerlerde yazmaya başlamıştım, hatta yazılarımda ondan alıntılar da yapıyordum. Yani bu kez, daha başka bir gözle dinleyecektim kendisini. Konuşmasının bir yerinde, sosyalist olduğunu söylemişti de, ne hoşumuza gitmişti!Bundan çok kısa bir süre sonra ise, kafamda ilk soru işaretleri oluşmaya başladı. Seçimler, çok gergin bir siyasi atmosferde yaklaşıyor; Sorosçu bir kadın araştırmaları kurumu, kadın adaylara, partilerde ayrıcalık tanınmasına dair bir kampanya düzenliyordu ve bunun üzerine kalem oynatmayan kalmamıştı. Ben, kadınlara sırf kadın oldukları için ayrıcalık tanınmasına karşı çıkıyor ve bu tip bir savununun, Tansu Çiller örneğine bakarak, saçma olduğunu düşünüyordum. Sol kamuoyu da az çok böyle diyordu ve biz, onun bu konuda ne diyeceğini merak ediyorduk. Ama o, bu konuyu teğet geçmişti; zira aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyıktı. İşte o dönem, anlamıştım ama anlamazdan gelmiştim, yazarımızın “kritik” mevzularda “risk alıp” keskin sözler edemediğini!

AKP HEGEMONYASI

Şu an, bir dönem yazılarını arşivlediğim ayakkabı kutusunu karıştırıp, yazıların sadece başlıklarına bakmakla yetiniyorum; fakat 2008 ortalarından itibaren, hemen her konuda, hiç katılmadığım şeyler söylediğini hatırlıyorum.Dikkat edilirse, bu süreç, AKP’nin ülkedeki siyasal hegemonyasını iyice belirginleştirdiği, AKP’ye muhalif isimlerin artık yavaştan ağız değiştirdiği, değiştirmeyenlerin de dil değiştirdiği bir döneme işaret ediyor. O günler, artık pek çok kişinin umutsuzluğa kapıldığı, yeni bir alternatif de olmamasından kaynaklı, “reformizm”e kaydığı günlerdi. Sonrasında o, bir dönem yakın olduğu Kemalistlerden iyice uzaklaşmış, bambaşka yerlere savrulmuştu. Diyalog, hoşgörü laflarıyla, evvela İslamcılarla “iletişim” kurmuş, siyaset meydanlarında pek “empatik” tavırlarla boy gösteriyordu. Öyle ya, başı açık kadınların toplumda “azınlık” haline geldiğini söylediği yazıları devam ederse, o da sadece bir azınlığın yazarı kalacaktı hep! Mülkiyetin hırsızlık olduğunu değil, yeni mülkiyet sahibi İslamcıların sosyo-psikolojisini analiz etmek lazımdı!.. (Pek yakında, İdris Küçükömer’den alıntılar yapmaya başlayacağını sanıyorum.) Köşesinde, artık, o eski günlerdeki gibi, ufacık sosyalist örgütlerin panellerinden değil,Sorosçuluğu herkesin malumu olan adamların uğradığı “entelektüel şiddet”ten bahseder olmuştu. Bilmiyorum, o kişilerle yurtdışında katıldığı panellerin etkisi var mıydı bu işte? Acaba Sorosçuların da sosyalistler kadar insan olduğunu mu düşünüyordu? Bu “duygusal solculuk”, geçtiğimiz yılın sonunda, içinde her türden solcu düşmanının bulunduğu “yeni sol” parti girişimine dair yazdığı yazıda, tam olarak şöyle tarif ediliyordu kendisince: “Bizden, yukarıda söz ettiğim bizden bahseden bir parti lazım bize. Yeni Çeltek’te Maden-İş’in Çetin Uygur önderliğinde yaptığı örgütlenme deneyimiyle ‘yeni çocukların’ örgütlenme fikirlerini birleştirebilen bir örgütlenme. Anadolu illerinde CHP’nin haline baka baka kahrolup, eski SHP günlerini özleyen koca bıyıklı adamların özlemleriyle Nişantaşı’nda Taraf gazetesi okuyan kadının demokrasi fikrini bitiştirebilen bir yapı. Okullarından dandik nedenlerle atılan solcu öğrenciler ile ‘Solcu reklâmcıları’ aynı heyecan etrafında birleştirebilecek bir cümle. Diyarbakır’da Bağlar Mahallesi’nde kalaşnikoftan başka bir şey hayal etmesine izin verilmeyen on iki yaşındaki çocukla Maraş’taki trikotaj işçisi genç kızı aynı anda çağırabilecek bir ses. Etiler’de vicdanı sızlayan kadının, kâğıt toplayıcısı adamlarla kendini eşit hissetmekten dolayı onur ve heyecan duyacağı bir çatı.” Evet, sosyalist yazarımızın yıllar içinde geldiği nokta tam da burasıydıTaraf okurlarıyla okuldan atılan solcu gençleri yan yana görme hayali!

SONUNDA TRANSFER OLDU

Bu yazıdan kısa bir süre sonra, yıllarca yazdığı gazetesini bırakıp, ne için kurulduğu, önümüzdeki yıllarda iyice anlaşılacak olan ve türbanlı, askerci, liberal, faşist, dinci… köşe yazarlarını bir arada bulunduran o parlak sayfalı gazeteye, HaberTürk’e, transfer oldu. Oradaki ilk yazısında da, kendisinden kimsenin çok şey beklememesini söyledi. Onun tek derdi yazıydı artık. Daha doğrusu hep öyleymiş de, bizler yanlış anlamışız! (Fakat orada, henüz bir tane bile “güzel” yazı yazamadı!) Her ne ise, ben bu tip bir yazı yazmayı uzun süredir düşünüyor ama hep erteliyordum; fakat 2 Haziran tarihli yazısını okuyunca daha fazla dayanamadım. Başlık, “Kalbim ve kalemim onlarla” idi ve Filistin’e yardım götüren gemilere İsrail tarafından yapılan saldırıyı konu alıyordu. Okuyunca, aklıma ilk gelen şey, yazarın bir başka yazısı oldu. O yazı, benim en sevdiğim yazılarından bir tanesiydi ve başlığı “Kefiye”, yayın tarihi 14 Temmuz 2006 idi.

“Kefiye”de şöyle diyordu yazar: “Önceki gece Hizbullah lideri Nasrallah’ın televizyonda yayımlanan konuşmasını izlerken artık Filistin denince aklımıza gelen fotoğraflarda kefiye olmadığını fark ettim. Kefiye yerine sarıklar ve kara maskeler varArtık Filistinlilerin mücadelesine destek verenler de hiç kefiye takmıyor. Mitinglerde yeşil bayraklar dalgalanıyor hep, sarıklı adamlar bağırıyor. Bu yüzden soruyoruz kendimize: Kefiyesiz bir Filistin bizim neremizde?… Bütün bu ‘kefiyesiz’ adamlar sadece silah üreticilerinin kazanacağı savaşlar çıksın diye yaratıldı, özenle büyütüldü. Antikomünizmin büyük yeşili olarak Ortadoğu’nun bütün çehresini değiştiren bu yeni kahramanlar, şimdi Filistin için söz söylememizi zorlaştırıyorlar. Filistin’in tarafından olmamızı engelliyor yeşil projenin ürünleri… Ben ve sanıyorum birçok insan, onlara bu yüzden kızıyor aslında; aşırı dinci oldukları için değil, inandıkları şeylerden ötürü değil. Filistin’i ‘kefiyesiz’ bıraktıkları için… Leyla Halit orada yaşadıkça, Filistin’de ve Beyrut’ta çocuklar pahalı silahlarla öldürüldükçe bizim vicdanın ve kefiyenin tarafını tutmamız gerekiyor. Bir de bu savaşı istemeyen İsraillilerin elbette…” Siyonist İsrail’in hâlâ zulmetmeye devam ettiği Filistin halkına, orada inisiyatifi İslamcıların ele geçirmesinden kaynaklı destek olmamayı değil; ama destek olurken de, o İslamcıların kimliğini sorgulamak gerektiğini söyleyen, yani doğru politik tavrı yansıtan ve dört yıl sonra bile geçerliğini koruyan çok “iyi” bir yazıydı “Kefiye”.

“Kalbim ve kalemim onlarla”da ise, sıcağı sıcağına, şunları söyledi: “Kimileri diyor ki, ‘Gidenler göze aldılar’. Başkaları, ‘Türkiye göndermeseydi’. Ötekiler, ‘Gidenler İslamcı’ydı’. Berikiler, ‘İHH’nin, HAMAS’la ilişkisi var’. Yani? İnsan, kendini kurbanın yerine koymaktan kaçar. Çaresizlik duygusu adamı boğar. Ama işte bir bakmışsın, mazluma mesafe alayım derken zalimin koltuğuna oturmuşsun. Dikkat! Dilimize dikkat! Akdeniz’deki vahşet, ne Müslümanların ne de Filistin yanlılarının meselesidir. Bu, insanlığın ortak meselesidir. Ne diyeceksek buradan diyeceğiz. Tayyip Bey haklı, ‘Onlar katliamın arkasındaysa biz de barışın arkasındayız’. Tayyip Bey haklı, ‘Bu Türkiye’nin değil dünyanın meselesidir’. Umudumuz, gezegenin tıpkı Irak işgalinde olduğu gibi ayağa kalkmasıdır.” Yazarın, bu saldırıya dair düşüncelerine değinmek ve buradan bir eleştiri üretmek aslında “riskli” bir iş, ama yazıdaki şu birkaç satır bile, bu “risk”i göze almamızı gerektiriyor. Evet, katil ve korsan İsrail, bu eylemiyle de bizi şaşırtmamış, kendisinden bekleneni yapmıştır. Bu, gemidekiler her kim olursa olsun, kınanmalıdır elbette; gereken dayanışma, olayın mağdurlarından esirgenmemelidir. Ancak, kırık yıldır, ezilen Filistin halkının yanında olan Türkiye sosyalistlerinin, Hamas’ı da, İHH’yı da fazlasıyla sorgulamaya hakkı vardır. Üstelik, kendisini sosyalist olarak gören birinin, Filistin meselesine dair söz söylerken, Deniz Gezmiş’in El-Fetih kimlik kartını hatırlaması gerekir! Bu meselenin, insanlığın değil, ezenlerle ezilen insanların meselesi olduğunu söylemesi gerekir! Yıllarca, ABD ve İsrail’e sırtını dayayıp, bu ülkenin devrimcilerine karşı her dönem teyakkuz halinde olan sağcı güçlerin, Filistin üzerinden kendilerini “AK”lamaya çalıştıklarını anlatması gerekir! Allah’a inananları da, inanmayanları da “kefiye”nin kurtaracağını bağırmak gerekir!.. Fakat ve ne yazık, yazarımız artık, “Tayyip Bey”den alıntılar yapacak kadar “geri” bir noktadadır ve o “Tayyip Bey” ki, İsrail gazetelerinde bile, “öfkelenmeye hakkı olduğu” söylenen ve “bırakın da meydanlarda azıcık esip gürlesin” denen kişidir!

FETHULLAH GÜLEN

Yazar, aslında İslamcılara olan bakışının değiştiğini zaten daha önceden belirtmişti. Daha da ileri gidip, geçmişte Fethullah Gülen’le ilgili yazdığı bir yazıya dair, İslamcı bir gazeteye verdiği röportajda sorulan soruya, o yazıda aslında başka şeyler demek istediğini bile söyledi. Ve bence yazdığı son kitap da, Muz Sesleri, tüm bu yapısal değişikliğin manifestosu idi. Dünya Ortadoğu’dan ikiye yarılacaktı ya hani, o da oradan anlatacaktı fikri yarılmasını. Çünkü bu politik mevziler arası git-gel oldukça duygusal bir konu idi. Kendisi, sürekli, en sevdiği işin hikâye anlatmak olduğunu yazıyordu hep ama hikâyeyi nasıl anlatacağı ile daha çok ilgilendiğinden, sembolist şairlere özenircesine, durmadan sündürdüğü sözcüklerle, sürekli derinlik yaratmaya çalışan cümlelerle, bir de seçtiği anlatım tarzı ile ilk kez kötü bir kitap yazıyordu. Yıllar önce, bir sanat dergisinde, onun yazdıklarına bir tür bulunamamış ve genel olarak “iyi edebiyat” denmişti. Bence, kendisinin politik durumu gibi yazın yaşamı da, çoktan ikiye bölündü ve “iyi edebiyat” tanımı da geçmişte kaldı.

“Geçiş dönemleri” yazarlar, sanatçılar için hep zor olmuştur. Buna, doksanlı yıllardan bu yana tanık oluyoruz. Ama AKP döneminde, bu sancıları yaşayanlar iyice çoğaldı. Biliyoruz ki, politik zemin çok kaygan; ayakta durmak zor. Ama hiçbir şey de bu kadar basit olmamalı. Gericilik ve işbirlikçilik, “vicdan” gibi “yükte hafif pahada ağır” sözcüklerle meşrulaştırılmamalı. Ki, bunlar yazıyla hiç yapılmamalı. Yazılanlar, Cumhurbaşkanı’nın uçağına binmeyi engellemiyorsa, kötü kabul edilip yırtılmalı. Yok, yapılmıyorsa da, kimse kandırılmamalı, “vicdan” sözcüğü değersizleştirilmemeli. Fazla söze de gerek yok…

Uzun bir gecikmeyle de olsa: Elveda sinyorita!

Alper Erdik

Odatv.com

Misafir – GYD

Ne zamandir dusundugum seyleri cok guzel betimlemissiniz. Ilk yazdigi yillardaki genis gorusu yitirmesi ne aci ve huzun verici…!!!!!!

2010-07-16 19:43:46


Misafir – kimizbiz

Çakmak gözlü sosyalizmden ‘Tayyip bey haklı’ ya evrilme.Metamorfoz un böylesi böceklerde bile zor gerçekleşir.İnsanlarda ise mucize bir katalizör var adına para diyorlar.Bir tomar kaptınmı canın ne isterse alabiliyorsun.Ondan sonra yemişim sosyalizmini.

2010-07-16 16:49:04


Misafir – merak

Çok guzel elinize sağlık … ya bu yeryüzünün en demokrat hanımlarının demokratlık meseleleri ne hikmetse hep akp ile örtüşüyor… şimdi sıra balcicek maskesinde

2010-07-16 10:15:51


nhizal

ece hanım hep taş atan çocukların hamisi oldu ya,şu anda tv de Hakkaride gösteri yapan çocukla genç arasıı göstericiler kaçıp bir dağın yamacına çıkıyorlar.oradan yaktıkları bir araba lastiğini yuvarlıyorlar.alev topuna dönen lastik hızla dağdan yuvarlanıp yola iniyor ordan benzin istasyonuna yöneliyor.yolda seyreden araç kıl payı kurtuluyor,benziciye ilerleyen lastik kaldırıma gelince duruyor.eğer benzin istasyonuna girse tam bir facia olacak. bunu yapan o yörenin çocuklarıı,olası bir faciada ölecek olanlarda o yörenin insanları olacak.şimdi kendi insanına bile bunu yapacak kadar gözü dönmüşleri masum çocuk, eylemlerinide masum eylem gören ece hanım ne der acaba.o hırçın tavrıyla ne anlatır?bizim kürt çocuklarına olan yanlışlıklarımızımı anlatır.birde dikkatimi çekti,ece hanımın ikinci ilgi alanı anladığım kadarıyla TRABZON olmuş.güneydoğunun kendi deyimiyle horlanan ezilen çocuklarından sonra TRABZON ne alaka?ne yapmak istiyor? bilindiği gibi Trabzon küresellerin bir başka ilgi alanları,yeni ayrıştırmalar için labaratuar olrak gördükleri bir şehrimiz.ece hanımda Trabzona sık gittiğine göre acaba diyorum orda kimleri koruması altına alacak.hoş o kendini korusun yeter.balonu söndü.yeni bir elif şafak olacak.yani taklitten öteye geçemiyecek.onun için önemli değil.

2010-07-15 20:01:44


nhizal

SEVGİLİ İSYAN arkadaşların övgü dolu yorumlarını görünce senin yorumunu bulup okudum.gerçekten bir isyan bu kadarmı güzel ifade edilir.eline yüreğine sağlık.senin gibilerin var olduğunu bilmek insanı mutlu ediyor.bu isyan kutsal bir isyan.ülkesinin milletinin bölünmesine parçalanmasına ve bunu yapanlara isyandır.yani çok yaygın bir deyimle alayına isyandır.hem irktirdin hem umutlandırdın.tekrar teşekkürler.sizler oldukça bu istekleri hep proje olarak kalacaktır.T.C.ilelebet payidar kalacaktır.

2010-07-15 13:31:44


Misafir – Dürüst

İsyan rumuzlu yorumcuya teşekkür ediyorum, E.Temelkuran ve onun gibi düşünenler bir kez daha okusunlar.

2010-07-15 04:57:56


Misafir – bağımsız

Köle olduklarının farkına varmayan kadınlar…

2010-07-15 02:23:29


Misafir – asenabn

vaktinizi almaktan dolayı özür dileyerek eklemek istiyorum, yanlış anlaşılma olmasın, “duygu” ve ” vicdan” farklı şeylerdir !

2010-07-15 02:12:10


Misafir – asenabn

Duysusalız ” duyguyu, ağıt “ı fikir , firaset sanıyoruz kelimelere dökülünce !kelimeler bizi sürüklüyor,içerisinde ki anlamlar değil! Aslında , bu durum, belkide , bizim henüz ergenlik, hatta çocukluk çağında bir toplum ( sosyokültürel anlamda ) olduğumuzu göstermiyor mu? Intelligencıa nın, zaten söyleyeceği yeni bir söz yok ! dünyada da yok! söyleyebilen zaten “batı uygarlığına “vicdan ” ı eklemleyelim ” diyor! galiba biraz kısa ve öz oldu ama? sevgi ve saygılar

2010-07-15 01:34:33


derim

Ece TEMELKURAN’ı her okuduğumda slogan laflarım yoğunlu beni hep rahatsız etmiştir.Sologan laflar ne kadar çok kullanılıyorsa kullananın inandırma sorunu var diye düşünürüm.Sinyoritanın iman tazelemesi gerekir…Sinyorların memeleketinde bir tur atsın çift dikiş hacca gittikten sonra çevresindekilere cihat alanında fet edilecek kafirler muamalesi modlarında müslüman nidaları gibi Sinyoritadan da sol nidaları duyabiliriz.Sorun o nidaların cazibesi karşısında ne yapacaksınız?Benim tahminim Bay Bovari hallerin çok kişi olacak…. ‘elvada sinyorita’ çok hoş bir ifade yazarını kutlamaklazım.

2010-07-14 16:47:59


Hasan Tevfik

Odatv’de peş, peşe (yani sıklıkla) “romantik” yazılar yayımlanınca ben de unuttuğum romantizmi hatırladım. Aslında sorunlar, eleştiriler romantizm kullanılarak çok iyi de anlatılabiliyormuş, oysa bir zamanlar benim de çok kullandığım bir tarzdı…”Mutlu Leylak”‘ın da dediği gibi bağırmadan da dertler dile getirilebilir. Ozanlar neler neler anlattılar, neler neler söylediler? Pir Sultan’ı sevmeyen var mıdır? Yunus’u…Mahsuniyi, Aşık Veysel’i ve daha hatırlıyamadığım bir çok insanı…Ama Sn. Leylak okuyucunun da çok kabahati yok. Varsa da çok az…İklim çok sert…Coğrafya dağlık engebeli…Acılar bitmiyor, dertler bitmiyor, yaşam mücadelesi zor…Bu yazı da burada bitmez ama sabırlar bitebilir:))

2010-07-14 15:08:39


Misafir – revizor

Yazarın bu kadar uzun analiz yapıp düşünce kıvrımlarında dansetmesini anlayamadım,roman olmuş bu, roman.. Hem hayranlık, hem pişmanlık yaşamış, vah..vah..

2010-07-14 14:34:42


Misafir – Mutlu Leylak

Benzersiz… Son zamanlarda okuduğum en iyi eleştiri yazısı. Dengeli, sakin, yerli yerinde bir iç dökme. Elbette bir kişisel serüvenin yansıması. Eleştirilen nasıl dersler çıkarır bilinmez ama okuyanlara sözüm şu: Yorulmadınız mı bu öfkeden, bağırışmadan? Bir yazarı beğenmiyorsak, okumayız. Düş kırıklıkları da olacaktır, yeni fikirler, yeni yazarlar da. Bu aldatılmışlık duygusu tek bir yazarın suçu mudur? Tapınmanın kolaylığına kendini böylesine kaptıran okurun hiç mi suçu yoktur? Akıl ne içindir peki? Yalanı, yanlışı neye göre ayırt ediyoruz?

2010-07-14 13:50:42


Misafir – sabırlı

İzmir’de DTP konvoyuna eline taş alıp atmaya çalışan kadın/lar nın o malüm fotoğrafın gazetelerin ana sayfalarında çıktığı günlerin hemen sonrasın da namı diğer EcetemelYIKAN/BOZAN’nın bir yazısını okumuştum. Bu eylemi bir türlü içine sinderemeyip isyan noktalarına gelen EcetemelYIKAN/BOZAN hanım kızımız,gitmiş İzmir’de daha çok Kürtlerin oturduğu mahallerde ki gençlerle konuşmuş. Aynen şöyle diyor du o gençlerin isimlerini verir ken “gittim AMED’li Hasan-Hüseyin vs ile konuştum” şunu dediler bunu dediler. Uzun bukleleri saçlarını savura savura konuştuğu televizyon programların da “bakalım yine neler yumurtlayacak” diye merak edip izlemem dışın da bir daha tek bir yazısını dahi okumadım. Kızgın kumlar dan,serin sulara havasın da ne balkonun da çay içerken başından kurşulanıp öldürülen Pınar Öğretmen ne APO nun hapis şartları kötü diye yapılan eylemler de ,otobüse atılan molotofla can veren Serap, ne de kursa giderken asker servis aracı içinde bomba ile daha on yedisin de yitip giden Buse’nin (yanına utanmadan Ceylanın ölümünü yakıştıran) kaybı umurunda olmayan Amed türküleri çıgırıp duran EcetemelYIKAN/BOZAN benim gözüm de elveda bile denilemiye değmeyen zamanın nimetlerin den rant sağlamaya çalışırken ağzından çıkanı kulağı duymayan gencim-güzelim atarım tutarım ,kandırmak üzere tutulmuş yıkma-bozma projesinin neferlerim den biriyim diye çığırıp duran, yerseniz diyen yazar-çizer takımının kalemşör kadrosun da yer alan şahsiyetler den birisidir. Yakın,yıkın,bozmaya çalışın ama her şeyin bir sonu var dır bunu da hiç unutmayın.Bir yere kadar yedirebilir siniz,öyle bir gün gelir ki,söylediğiniz tek bir söz,cümle sizi ele verir hayal kırıklığını geç de olsa yaşayan iyi insanlar da tüm iyilikleri ile yazar Alper Gedik gibi işte böyle naif “elveda” yazıları yazıp aldatmalarınıza son verirler.

2010-07-14 13:06:34


nhizal

haa birde geçen yıl lübnandan sezeni aksuya seslenmişti,sezenciğim başbakan seni dinler şu açılıma verdiğin destekten dolayı seni kırmaz,şu taş atan çocuklar içinde rica et,onları bıraksınlar dedi.ama (buseyi zaten ağzına hiç almasın,yakışmıyor)geçen yıl diyarbakırda akşam üzeri patlayan bombayla hayatlarını kaybeden liselilerden,daha doğmadan babasız kalan şehitlerin yetimlerinden babasının tabutuna sarılarak ağlayan çocuklardan hiç bahsetmez.buseyide durumu kurtarmak için yazıyor.kaldıki o taç atan çocuklar hep olacak.çünkü o iş için üretiliyor yönlendiriliyorlar.dün gündüz ve gece mersindeki olaylarda o çok masum çocukların yaptıklarını izledik.o çocukları ellerinde taş sokağa salanlara eleştiri yok sinyoritada.çünkü kendini büyük gören bir küçük hanım.moda söylemlerle isim yapıp şimdi onun kaymağını yiyor.boş verin konuşmaya değmez.ben bu tür megaloman tiplerle pek ilgilenmem ama işte gerekincede uzak kalamıyor insan.habertürke hayırlı olsun.ha o taş atan çocuklardan bir ikisini korumasına alsa onları okutsa nasıl olur acaba.sokaktanda kurtarmış olur hiç olmazsa.ama onun içinde TÜRKAN SAYLAN gibi bir yürek ister.herkesin hele ecenin harcı değil.böyleleri sade konuşur,TÜRKAN HANIM gibileri üretir.nur içinde yatsın.onun topluma kazandırdığı her insan 100 tane eceye bedeldir.1 ELİP öğretmen 100 tane elif şafağa 100 tane ece temelkurana bedeldir.

2010-07-14 12:57:24


Misafir – spartaküs

ece temelkuran da kimmiş? temelkuranların en üstteki babaları hacca gitti, poşu takıp halay oynadı. şimdi de nehir kıyısındaki bilgeyi oynuyor. böyle bir dönemdeyiz, sapla saman birbirinden ayrılıyor.

2010-07-14 12:53:54


Misafir – perihan

Hiçbir zaman ısınamadığım, ağlak ve ağdalı cümleleriyle neden önemsendiğini anlamadığım birisi Temelkuran. Ama sonunda onun da maskesi düştü. Solculuğu geçiş tahtası yapanlardan biri o da. Para onun da gözünü döndürmüştür. Şaşacak ne var ki? Ne ilk ne de son bu tür…

2010-07-14 12:43:19


raptor77

Alper kardeşim tebrikler.şahsiyetleri HT’deki bugünkü yazısında biraz vicdan yapmış.Ama rahatı tepemez,2 gün sonra eski tas eski hamam.

2010-07-14 12:35:57


ayhankutlu

Zavallı dostum. Tek taraflı olarak ve gözünde büyüterek sevdiğin kimsenin daha sonra değişimlerini görüp bütün hayallerini yıkması kadar acı bişey olamaz. Temelkuranı pek takip etmedim. Ama 1-2 sene önce söyledikleri ve şimdi söyledikleri arasındaki tutarsızlıklarını bende fark ettim. Bu hanım mücadeleden vazgeçip rahat yaşam yolunu seçmiş görünüyor. Ülkemizde aydın geçinen entel dantel takımının sonu maalesef bu şekilde oluyor. Zaten ülkenin ileri gidememesinin nedenlerinden biride budur. Bu nedenle karşı tarafta olan ama fikirlerini sonuna kadar savunan insanlara daha çok saygı duyuyorum. Birşey daha söylemeliyim. Gazetecileri ileri aydın ve entellektüel olarak görüp onlardan çok şey beklediğimizi düşünüyorum. Gerçek aydının uzmanlık alanı olması lazım. Ve bu bilgisini yan kollardan aldığı bilgilerle desteklemelidir. Bunuda unutmamakta fayda var gibime geliyor. Günümüzdeki görsel medyanın bizleri sanal aleme nasılda tehlikeli bir şekilde çektiğini insanları nasılda cilalayıp makyajlayarak karşımıza diktiğini görüp bundan çok tedirginlik duyuyorum. 12 eylül öncesi dönemde televizyon fazla yaygın değilken insanlar çok güzel müzikler dinlerdi. Romanlar okur ve birbirlerine bunlarla ilgili duygularını bilgilerini aktarırdı. Daha sonra bu görsellik ön plana çıkınca ortam birden cehenneme döndü. Güzelliğin yerini cilalanmış makyajlanmış sinek kadar değeri olmayan şahısların kral olduğu bir ortama sürüklendik. Bu ortamda çocuklar doğdu ve bu kötü ortamda büyüdüler. Şimdi bu gençler kafataslarının içinde sadece bir et parçası taşıyarak görsel olarak aldıkları etkilerle bu cilalı insanların fikirleri ile zehirleniyorlar. Dahada kötüsü bu sanal yönlendirme ile aldıkları bu uyuşturucu ile olan bitenin farkında bile değiller. Bütün bu dönmelerin toplumda yarattığı etki toplu hipnoz ve uyuşmuş sorunlarının farkında olmayan insan sürüsüdür. Batı toplumunda bu etki en düşük düzeydedir. Onlarda bunun yan etkileri refah düzeylerinin yüksek olması nedeni ile az hissediliyor. Demokrasiyi yaşatan ve geliştiren aydın insanlardır. Aydın ve kültür düzeyi yüksek olmayan toplumlar demokrasi ile yönetilemez. Size kurtuluş olarak 3 kere boşol demenizi tavsiye ediyorum. Biriktirdiğiniz yazılarıda eski aşkıma diye başlayan bir mektup yazıp bu hatuna yollamanızı tavsiye ederim. Onun için faydalı bir hediye olacaktır.

2010-07-14 12:31:31


Hasan Tevfik

Olayın bir başka boyutu da; dün Sinan Ergün’ün kaleme aldığı “AŞK BİTTİ” başlıklı yazısında ifade ettiği bakış açısıdır aslında. “Gücü” kabul etmek, “güce” karşı direnmek yerine yanında olmak, anarşist duruş sergilemek yerine, belirleyici olmak…İdeolojiler dönemi kapanmıştır nasıl olsa, balı parmaklama zamanıdır. “Mış”, “Miş” gibi davranma zamanıdır. Bu doğrultuda bakıldığında çok farklı yerlere gelirsiniz, kişilerden isim olarak uzaklaşırsınız; ama zaaflarını anlamak açısından da yakınlaşırsınız insana. AŞK bitti…Tıpkı yazarın aşkının bir hayak kırıklığıyla bitmesi gibi…Oysa o ayakkabı kutusunun içine pempembe hayaller sığdırılmıştı, açıldığında, deri kokusu yerine bir bayanın ten kokusu sarıyordu etrafı…Aşk bitti ve o kutunun ayakkabı kutusu olduğu hatırlandı…Yazıları kesilen, saklanan, kişinin de bir insan olduğu…

2010-07-14 12:13:24


Misafir – md

Niye üzerinde bu kadar duryorsunuz ki.Böylesi ne ilk olacak ne de son. Ellisinden sonra sözde hidayete erip demokratlığı, liberalliği keşfedenlerin ikballerini görenler, elbette kısa yoldan köşe dönüp meşhur olmak dünyalığının yığmak isteyeceklerdir. Fehmi efendi kırk yıl yahudilere masonlara küfretti. Bildenberg’e çağrılınca koşa koşa gitti.Hem de faziletlerini anlata anlata bitiremedi. Adam şimdi paraya boğuldu adeta.Bunları görüp de azıcık da kişilik zaafı olanlar ne yapacaklar.Elbetteki gördükleri yolda yürüyecekler.(pardon uçacaklar)

2010-07-14 11:26:12


Hasan Tevfik

Alper Bey, çok güzel bir yazı kaleme almış. İçinde her şey var: Duygu, düşünce, eleştiri…Temelkuran’ın yerinde olmak istemezdim…Bu yazıyı okurken…Ama, belki öz eleştiri yapmak,süreci sorgulamak açısından, yaşadığı çelişkileri analiz edebilir. Benim de anladığım şu ki; FG’den icazet alamayan hiç kimse HT de yazar olamıyor…Son örnek: Turgut…İşin acı tarafı o gazeteyi ben de bir yıl kadar aldım, sonra jeton düştü. Biraz geç oldu ama…

2010-07-14 11:00:13


Misafir – adk

habertük te nihal bengisu, yiğit bulut ile aynı gazetede yazı yazmayı kabul etmesi ece temelkuranı benim gözümdede yıprattı. Nihal bengisu nun yazıları, konuşmaları o kadar basit, o kadar boş ki, anlamıyorum nasıl gazeteci oluyorlar.

2010-07-14 10:57:30


Misafir – abufkes

Alper Bey, Ece Temelkuran yazıları ile tanıştğımız yıldan tutun da, kestiğimiz yazılarını sakladığımız ayakkabı kutusuna kadar herşey aynı. Kendimi alamazdım kestiğim yazılarını sevdiklerime okumaktan.Ben de aşıktım uzaktan. Sonra… Nezaman sigarayı bıraktı; sonrası da aynı düş kırıklığı, sapıttı!

2010-07-14 10:36:36


Misafir – Veli

Ece TEMELKURAN’ın asıl eleştirilmesi gereken tavrı, Terörü normal ve meşru gibi göstermeye çalışmasıdır. Bunu da şöyle yapıyor; “Buse ve ceylan diyor”(halbuki biri kasti terör saldırısında öldü, diğeri kazara”, “acıları ortaklaştırmaktan” bahsediyor, “kürtlere siyaset yaptırılmadığından” bahsediyor. Ayrıca, terörü sorgulayan ve mahkum eden kişilerle inceden alay ederek aşağılamaya çalışıyor. ece temelkuran’ı okurken değil ama tv’de izlerken bunu vücut dili ve mimikleriyle çok iyi görebilirsiniz. Kısaca, ece temelkuran her zaman “taraf ve onun zihniyetinde” olmuştur. taraf’ın da aslında kimin yayın organı olduğu malumdur. Alper bey’in bu yazısı malumu ilan ederek hayırlı bir iş yapmış, bir maskeyi daha indirmiştir.

2010-07-14 10:32:39


Misafir – okuryazar

Bu küçük hanımı, muhabirliğinden tanırım. Hırslıydı. Haber ararken bizim kapımızı da çalardı. Önce herkese abla, abi derdi. Sonra büyüdü büyüdü… Çookkk büyüdü. Kimimizi tanımadı, kimimize adımızla seslendi. Bir roman yazmış. TV’lere çıktı, boyundan büyük laflar edip bütün yaşamını edebiyata adayan insanları ve ürünlerini küçümseyen iri laflar etti. Görünen o ki kendsine yarayan yer ve çıkar neredeyse oraya koşuyor. Bu yazıya nedense hiç şaşırmadım. Çünkü aynı düşkırıklığını yaşayan başkalarını da tanıyorum. Eli kalem tutanların tepkisizliği ya da hoş görüsü yüzündün bu tür gazeteciler, bu tür yazarlar çoğaldı. Artık böylelerine topluca “elveda” demek gerek… Yettiler artık, gerçekten yettiler!

2010-07-14 10:21:15


Misafir – aganta7

SAYIN @isyan, nede güzel yazmışsınız okurken diken diken oldum, sinmedik sinmeyeceğiz, korkmadık korkmayacağız en aydınlık günler bizlerin olacaktır, elbet bu puslu havalardan sonra doğan güneş çok daha parlak olacaktır 1 Kemal varken neler başarıldı şimdi Milyonlarca Kemal var kimse korkmasın, saygılar.

2010-07-14 10:19:04


Misafir – Aydın Uyumaz

Bazı kimselerin genetiği oynanmış mı ne iki günde yazar oluveriyor.Bu hızla giderken,kabiliyetli olmakla kaliteli olmanın farkını anlayamamış.Bir de ne yazarsan yaz kafasız bir okuyucu kitlen varsa para kazanırsın inancı insanı gelişmekten alıkor.Bizim piyasa alemdir.Çok kaliteli adamlar yazı yazmaz,çok kaliteli yazarlar yazacak yer bulamaz.Medyada birden bire kadın yazar furyası başladı farketmediniz mi?Ayşe Özyılmazel bile yazar(!).

2010-07-14 10:09:04


nhizal

ecehanımın kürt açılımıyla ilgili bir yazısını okumuştum geçen yaz.efendim sinyorita kürtleri ne kadar ihmal ettiğimizi öyle bir anlatıyorki şaşırdım.neden hiç ısınamadığımı o an anladım.diyorki ilkokulda duvarda asılı YÜRKİYE haritasında bile ihmal edilmişlik görünüyormuş.haritadaki avrupa sınırlarımız rengerank cangul cungulmuş oysa güneydoğu sınırlarımızda bir ihma bir terkedilmiş bir özensizlik varmış.yani bu ihmal haritada bile varmış.ben o habere yazdığım yormda sinyoritaya okur olarak değil bir öğretmen olarak ders vermiştim.fiziki haritalarda yeryüzü şekillerinin nehirlerin ve bunun sonucunda iklimin belirleyici olduğunu trakya sınırımızın meriç ergene ovası nedeniyle kendi deyimiyle renkli cangul cungul olduğunu güneydoğu sınırının yüksek dağlar ve suriye tarafındaki çöller nedenile silik, sarı ve kahverengi olduğunu belirttim.hoş oda bunları biliyordur ama bunu bile kullanması ne kadar yanlı baktığını göstermesi açısından önemlidir.samimiyetsiz bazan hırçın ama dün yerden yere vurduğu kesimi bugün savunduğu için ilkesiz bir yazarcık.fazla kafa yormaya değmez.sıradan biri.

2010-07-14 10:08:47


Misafir – BYÜKSEL

Çok fazla bi’ okumuşluğum yok Ece Temelkuran’ı.. Milliyet’te yazmaya başlayınca büyük bi’ keyifle okumuştum, kitaplarını merak eder olmuştum. Gazeteleri konuştuğumuz bir arkadaş grubunda “Yaa, Milliyet’te Ece Temelkuran isimli bir kız yazıyor, bayılıyorum yazılarına!” dediğimi hatırlıyorum. Gittikçe azaldı ilgim, şöyle bi’ bakıp geçmeye başlamıştım ki Habertürk’e geçti. Bazı yazarlar için tur alanıma alınca HTürk’ü, bazen merak edip bakıyorum; tatsız! Belki de yorgun beynimin tad alım tarafı azaldı, bilemem!

2010-07-14 09:53:07


nhizal

nedense hiç ısınamamışyım.

2010-07-14 09:45:48


Misafir – yildiz

Şark kafasının ilginç bir huyu vardır. Aslında Latinler de böyledir. İnsana tapar. Adeta aşık olur ve aşkın gözü kördür. Böylesine bir sarhoş fanatizm içerisinde yuvarlanırken, uzunca bir süreden sonra gelen basit bir gerçek bile derin bir hayal kırıklığı yaratabilir. İşte tam bu nedenle, Şark ve Latin usulü demokrasiler güçlü liderlerin peşine takılmak ve diktatörler üretmekle gerçekleşir. Bu coğrafyalarda sağ-sol gibi ideoloji belirleyici kavramlar hikayeden ibaret olduğu gibi, satın alınabilen liderlikleri sayesinde, toplumlar yarı sömürge olarak mutlu mutlu yaşarlar. Arada bir Mustafa Kemal adında birisi çıkar ama onu da rahat bırakmazlar. Adam, “ben” demediği gibi, “benden sonra tufan” da dememiş, mükemmel öngörüsüyle gençleri öğütleyerek yüz yıl sonra olacaklar için gerekli uyarıları yapmıştır. Ama ne çare…

2010-07-14 09:43:18


Misafir – dontknow

Ece Temelkuran’da tıpkı Can Dündar’ın izlediği yolu izlemiştir.Önce duygusal,ağlak herkesin içine dokunacak yazılar yazıp belli bir okur kitlesi edinip sonrada gerçek yüzünü göstermiştir.Habertürk’e geçmeden önce de yazdıkları ipe sapa gelir gibi değildi.Eskiden kızdığımda cevap yazardım artık lüzum görmüyorum.Zaten artık okumuyorum bile..Bence’de elveda sinyorita…

2010-07-14 09:35:28


Misafir – kawjder

bir gemideyiz, ama pek de denizci sayılmayız. bu yüzden güverte olsun, kamaralar olsun karmakarışık; gemide bir düzensizlik hakim. kaçamayacağımız bir fırtına yaklaşıyor. içine girince de, yerli yerinde olmayan ne varsa denize süprülüyor; işe yarayan, yaramayan; gerekli gereksiz. fırtına dindiğinde elimizde kalanla yola devam edeceğiz. bu tür kişilerin rota değişimlerini gördükçe hep bu canlanır gözümde. bir de yorgun savaşçı’da aznavur’un pususuna düşünce topçu cemil’in çavuşunun çark etmesi. topçu cemil asılacakken, kuvvacıların geldiğinin duyulmasıyla aznavur’un adamları kaçar. çavuş diğer çetecilerle birlikte yakalanır, asılmayı beklerken, topçu cemil yanında kalan adamlarının başında, at üstünde uzaklaşır. çavuş yanındaki çeteciye “lan bunların hepsi köroğlu mu be?” derken, yanlış verilmiş bir kararın pişmanlığı da yüzünden okunur.

2010-07-14 09:30:18


Misafir – Adorno

Yordun beni Temelçelen.

2010-07-14 09:15:25


Misafir – karaelmas

Sayın Alper Erdik,duygularımıza tercüman olmuşsunuz, teşekkürler.Misafir İsmail adlı yorumcunun saçma sapan yorumuna aldırmayın lütfen. Lafa bak: “Kişilerden değil fikirlerden bahsedin”miş. Daha neler. Mesela politikacıların isimleri ve ne yaptıkları hiç önemli değil, isimlerini vermeden fikirlerini tartışalım öyle mi?

2010-07-14 09:01:58


Misafir – ilkerabi

Elinizi boyamaz o gazete; gözünüzü boyar…

2010-07-14 08:17:14


raptor77

Alper Arkadaş,kalbimdekini yazmışsın.Ama benimde katkım olsun.Değişen kafa değil yaşam biçimidir.Bankalarda 5 sıfırlı hesaplara,denize bakan havuzlu villalara , duraklardan 4*4 ‘ lere, Oturumlarda en önce söz sizde,dahası bodrum katlarındaki rutubetli ortamda sol muhabbetlerden,nargile kahve de çay-simitten,Barakada iki tek,İmam Adnan da ayaküstü biradan sonra Kabataş panorama da ucuz şaraptan, ooo Bahçeşehir,Polat rezidans,Lacivert cafe,Donjon,Etiler ,Nişantaşı,Grappa,Hennessy ,kitap 10,000’i aştı Dom P’erignon şampanya,,Dahası Terkoz pasajından(aa tuncel agbide buradaymış),Vakko nun,Beymen in özel koleksiyonlarına.Aaaa Başbakanda ,Özkökte çıkmış,benim neyim eksik bende , Hülya Avşar soruyor ‘a çıkayım bari..Aaa insan hem sosyalist ,hem de çok güzel sorusuna mahcup gülümseme. Ay 1 Mayısta çok avam yani,Amerika da Yazarlar Evinde kutlayayım,Sıcak cognac’la ,Şömineli.Bu arada banka hesapları 6 sıfırlı olmuş.Alper kardeşim değişen yaşam biçimidir.Kafa değil.Ne yazık ki . Ama senin gibi onurlu insanların baş tacı yaptığı Ece ,Habertürk te **68 ruhu, yerli hiçbir fikrî sistemi olmayan ithal malı bir sloganlar ve gereksiz çatışmalar yumağıdır. Yaşları 25 civarında olan bazı gençlerin silâhlı devrim hayallerine dalıp ‘özgürlük’ diye üniversiteleri işgal etmeleri, eylem üstüne eylem yapmaları ve fabrikaları taşlamalarıdır***diyen Bardakçıya tek kelime yazamadı. Niye mi çünkü yeni yaşam biçiminden vazgeçemedi.Senin hayallerinde kır çiçeğiydi orada kapının girişindeki ucuz plastik çiçek oldu…Yazınız için teşekkürler.Baştacımızsın. NOT:96 ölüm orucu konusuna anılarını kirletmemek için değinmedim.

2010-07-14 04:46:36


Misafir – usak

ne varkı Bayan Ece Temelkuran TC vatandaşı olan yarısından fazlası Aydının aynasıdır!!..Aydınlar öyleyse vatandaşından ne beklersin?

2010-07-14 02:11:36


Nikola Tesla

Bircok Temelkuran secimini paradan yana yapmistir…

2010-07-14 02:10:34


Misafir – ismail

Sayın Alper Bey kişilerden bahsetmeyin fikirlerden bahsedin. Bu olmuyorsa yazmayın. Kalabalık etmeyin.Bu anlattıklarınızı zaten biliyoruz.

2010-07-14 02:02:56


Misafir – efecik

sinyoritanın gazetecilikle tek ilişkisi herhangibir gazetenin önünden geçmekle sınırlı olduğu günlerdede epey gelgitler yaşamaktaydı.bunun devamını gazeteciliktede görüyoruz.güzel yazılarıda inkar edilemez amaç mutlak çamur atmak değil.neyse son zaman yorumlar yayımlanmadığı için uzatmayalım.

2010-07-14 02:01:47


Misafir – BUDDHA

Herkes yalan söylemiş bize.. Ece yalan söylemiş.. Ahmet yalan söylemiş.. Ben akıllandım ama.. Yemem artık.. Kızım Dora geldi, ona da öğretmem lazım ne doğru ne yalan..

2010-07-14 01:57:25


tonyukuk

Değerli genç arkadaşım bu tip insanların en büyük özelliği kutsal kabul edilen insanlık değerlerini belirli bir statü ve mevkiye gelmek için araç olarak kullanmalarıdır. Kendisine inanan körpe fidanları da kullanmaktan sömürmekten hiç çekinmezler.Gemiye bindikten sonra inanın artık o değişmiştir ve şaşıracaksınız ama kendinle gurur duyuyordur Zira bu mevkiye gelmek için ne kadar uğraşmak zorunda kaldığını düşünerek keyifleniyordur. Çevrenize bir bakın omurgasını kıran kırana Hayat sizin seçiminizi yapın onur mu,konfor mu?Bu arada ismi luzumsuz köşe yazarının fikirlerindeki samimiyetsizliğini ve yüzeyselliğini yıllar önce meşhur olmadan önce tesadüfen bir konuşmasına denk gelerek öğrenmiştim

2010-07-14 01:27:57


Misafir – Chavez

Tebrikler, Alper Bey. Geçte olsa sonunda hanımefendinin nasıl bir kişilik olduğunu anlamışsınız. Ben Ece Temelkuran’ı daha ilk okuduğumda,araya bir mesafe koymuştum. Bir insanın kafası ancak bu kadar karışık olabilir demiştim. İlerleyen süreçte kafa karışıklığının yanına bir de islamla empati saçmalığı gelince iyice antipatik oldu. Kısacası safların bu kadar keskinleştiği bir ortamda bu tarz insanlar harcanmaya mahkum oluyor. Çünkü kimse güvenmiyor onlara. Belki kendileri bile güvenmiyor …

2010-07-14 00:22:38


Misafir – İSYAN

bu yürek ne namussuzun kurşununda susar ne de onun çirkefliğinde.tarih baş eğmeyenlerindir.tarih başkaldıran devrimcilerin teslim olmamasının tanığıdır.öfke de bizim kin de.ne faşist baskıya boyun eğer ne de ölümden zindandan korkar kaçarız.ey AKP sultası ey satılmışlığın köpekliğin sesi ey rantın ey sermayenin diktası işte burdayım,susmayan devrimci kuşağın ölüme gülen kızıl gülüyüm.gücün yeterse soldur beni

2010-07-14 00:15:23


Muzo-

Alper’ciğim.sen bu yazar hatunu biraz abartmışsın.Gerçi koyunun yokluğunda keçiye Abdurrahman Çelebi derler ama bir de şu açıdan bakalım:İnsanlar düşündükleri gibi yaşamazlar.yaşadıkları gibi düşünürler.Bilmem anlatabildim mi?

2010-07-13 23:55:19


perindoa

Evet,elveda demeyi geciktirdiğimiz bir yazar oldu maalesef Ece Temelkuran.Yazınız kendisi hakkında içimden geçen herşeyi içeriyor.Kaleminize sağlık.O ve Amberin Zaman yazmaya başlayınca bırakmıştım Habertürk almayı.

2010-07-13 23:48:48


Misafir – Bengisu

Bu sinyoritayı, yazar kadar tanımam ama benim de bir zamanlar dikkatimi çekmiş ,bazı konuşmalarını dinlemiştim. ,Söyleşilerin de samimiyetsizlik mi sunilik mi sırıtıyor tam kestirememiştim. Hani kısa yoldan, kestirmeden zengin olmak isteyenlerin acelesi gibi, merdivenleri tek tek çıkmak yerine üçer beşer çıkma hali vargibiydi acele işe şeytan karışır olmalı ki örnekler ispat ediyor zaten. Makas değiştirmeleri , ama bunu kamufle etmek için de laf cambazlıkları sonra bir türlü toparlayamama durumları dikkatimi çekmişti.Velhasıl kafamda soru işareti taşıyan birtürlü yerli yerine oturtamadığım anlatımlarına alışamadım.Yazar elveda senyorita demiş, ne yalan söyliyim ben çoktan güle güle demiştim.

2010-07-13 23:38:46


Misafir – yalçın

çok zor bir yol ayrımı gibi birşey bu. bende sinyoritayı ekranlarda gördükçe daha çok sevenlerdendim ve sosyalistler adına konuşuyor olması beni inanılmaz mutlu ediyordu.Son dönemde okuyacak birşeyler bulamadığım için “muz sesleri” ni denemekteydim. Son Osmanlıcıların gazetesine gitmesine de bir anlam verememiştim ama olsun “umudu kesme yurdundan” diyordum yinede. Yuh be bu kadar çok mevzi kaybedecek, bu kadar çok “adam” kaybedecek neydi orta yerde, yoksa biz “pause” butonuna çokmu abandık ve kırdık geri alamıyoruz bir türlü. Insanlarımızı yitiriyoruz, bulunduğumuz mevzileri yitiriyoruz, anlık çıkarlar hep bize galip geliyor ve omurgalarımız bu yükleri taşıdıkça çelikleşiyor ama bu kadarda gelinmezki insanın üstüne, çelikte kırılgandır…

2010-07-13 23:37:58


Misafir – ozkulce

Ece hanımın pütursuzca konuşmalarını severdim.Lafını esirgemezdi ama ne olduysa oldu jendini bitirdi yazık çok erken kaybettik.

2010-07-13 23:36:40


Misafir – Albatross

Ne tesadüf ben de bu hanımefendiyi Milliyet’de ilk yazdığı zamanlarda okuyordum ama ne yalan söyleyeyim hep bir eksiklik, tam olmamış bir şeyler hissediyordum yazdığı şeylere çoğunlukla katılsam da. Yazar’ın da belirttiği tarihlerde önce bir, sonra iki, ve artan sayıdaki yazılarında (hala Milliyet’de yazıyordu bu zaman diliminde) aşırı Ampül-Fetoş-cemaat-İslamcı ekseninde ‘hoşgörülü’ yazılarına rastlamaya başlayınca önce ‘benefit of doubt’ (belki yanılıyorum olasılığını versem de) kendisi benimle birlikte bir çok okurunu şoke etti, ve parlak sayfalı gazeteye geçmeden önce kendisini okumayı bıraktım. Rahmetli Uğur Mumcu’nun oğluyla evlendiğinde de oldukça şaşırmıştım, sonra kısa bir süre içinde boşandı zaten. Neyse bu tabii ki onun özel hayatı.. Kendisini yine de azgın maskeli faşistlerin klasmanına yerleştirmem, ama okumuyorum uzuun bir süredir..

2010-07-13 23:26:43


Misafir – gedankenexp

Sana başka kadın mı yok Alper’im.

2010-07-13 23:23:57


Misafir – mikuva

ortam liboş ortamı..bunlar solculuğun s sini anlamadan solcu oluyorlar..

2010-07-13 23:23:40


Misafir – İSYAN

faşizmin zindanlarında darbelerde işkencelerde bok yedirlirken tırnakla duvara özgürlük yazmak zordur.şafak vakti asılırken ulu bir çınar gibi haykırmak zordur.elde kelepçee dipçiklenirken türkü söylemek zordur.fişlenmek,ellerinle büyüttüğün yerinden yudundan mevkinden olmak ama inadına devrim demek zordur.mitinglerde coplanmak kolkola girip emeğin hakkı sömürü,küresl düşman ABD-SİYONİZM DEMEK zordur.karşına emperyal bloğu almak zor.o zor bu zor .ama boğazda rakı sofrasında ,ful makyaj kapıda jipli korumalar darbeye karşı olmak sözde ilerici statüko düşmanı olmak kolayın kolaycılığın doruğudur.ey allahsız yalanc sorosun uşağı soros çocuk çocukları kaçılın halkın iktidarı halka geliyor.

Bu bilgiye nasıl ulaştılar

Yorum yazın

You must be logged in to post a comment.