Televizyon seyretmiyorum öyleyse varım!

Bir süredir yazamadım. Üst üste gelen işler, kent dışına yolculuklar, sabahlamalar, sıcak, uykusuzluk…

O kadar çok sıcak ki Ankara, geçen hafta başında ofisteki televizyon dayanamadı ve puf! Ofisteki sessizliği bozacak eylemlerde bulunsamda, bunu en iyi müzik doldurdu. Herşeyin sesini duymaya başladım. Yeni bir televizyon almayıp bu işi erteleyince, her dakika ne oldu diye baktığım ekranın yokluğu acaip tedirgin etti ilk zamanlar, sonra olan oldu. Duruma alıştım. O son dakika baskısından kurtuldum. Merak etmiyorum ne olup bittiğin artık. Daha doğrusu televizyonların ne dediğini merak etmiyorum.

Bir yığın adam ve kadının telefon yorumlarından, saatlerce konuşmalarından,  atıp savurmalarından uzakta yaşamak ne güzel şeymiş. İşi iyice abartıp köşe yazarlarınıda okumuyorum, haberlere teğet geçiyorum, sinirimi bozan hiçbir siteye uğramıyorum. Hepsi bir anda yok oldu.

Beni esir alan bu küçük ekranlı, tüplü manyağın içini toprakla doldurup, en arsız bitkileri yetiştireceğim.

Yazmak istediğim ama fırsat bulamadığım şeylerin soruları var önümde…

Her sabah Ankara’yı uzaktan görme fırsatım oluyor. Her sabah Ankara’nın üzerindeki (bu mevsimde) koyu bir sis tabakası gözüme çarpıyor. Berbat bir görüntü… Sonra kentin içine dalıyorum. Birileri bu kirliliği ölçüyor mu? Eskiden kimsenin dilinden düşürmediği bu kirlilik konusu, artık kirlilik kalmadı açıklamalarından sonra, evet öyle oldu denilip bir kenara kondu. Birçok konu aslında az iş, çok halkla ilişkiler faaliyetiyle düzeltiliyor.   Her konuda yapılıyor bu; işsizlik, enflasyon, şiddet, demokrasi talebi, yatırımlar, ekonomik veriler… Toplumu ilgilendiren en önemli konularda yapılan bu faaliyetler ilginçtir insanların ağzını kapatıyor. Aksini iddia edenlerin ciddiyetini ortadan kaldırıyor. Sonra ne olacak… Bu soruyu sorarken ömrümüz azalıyor, kanıksıyor ve bir süre sonra önemsememeye başlıyoruz…

İnanılmaz uzun kumsalları olan bir Karadeniz ilçesine gittim.  Herşey çok güzel insanlar çirkin. O güzelim kumsalları büyük bir hızla kirletiyorlar. O sahillere geliyorlar, yiyip içip geride berbat bir kirlilik bırakıp gidiyorlar. İlginçtir durumdan hepside şikayetçi, sanki onlar değil bu durumu yaratanlar. Trafik canavarı aldatmacası gibi ortada bir kirlilik canavarı var sanki… Bu ilçeyi yazacağım bir ara…

Tabi yazılması gereken asıl konular, YAŞ kararları, referandum, terör…

Daha öncede yazdığım gibi referandum tarihine kadar Türkiye’de tüm toplumu sarsacak, herkesin ilgisini çekecek ve herkesi çok yoracak birçok şey olacağını düşünüyorum.  Ki bunlar tarihin akışını güçlü bir şekilde değiştirecek olaylar olacak…

Ben şimdi tüplü canavarın içini toprakla doldurmaya gidiyorum…

Bu bilgiye nasıl ulaştılar

Yorum yazın

You must be logged in to post a comment.