Galeri baskını, Extramücadele ve…

Bugünkü yazımda herkesin bir tarafa çekip kanırtacağını belirttiğim bu olaya (ki yorumsuz alanı bunun için açmıştım) ordan burdan herkes yanaşıyor…

Bu olayın sebebi olarak şunlar gösteriliyor:

- Bir grup Tophaneli’nin durumdan vazife çıkararak aleme ders verme girişimi (Bakınız yorumlar)

- Kentsel dönüşüm yüzünden farklı yapıdaki insanların aynı bölgelerde toplanması-karmaşa

- Alperenler tarafından gerçekleştirilmiş hizaya getirme baskını

- Kaldırımda yürümeye çalışan mahallenin düzgün bir ablasına söylenen “git başka bir yerde yürü” cümlesine, mahallenin delikanlıları tarafından verilmiş ayar hareketi

- Gidin içerde ne halt yiyorsanız yiyin, ama dışarda içmeyin, burası namuslu bir mahalle diyenlerin saldırısı

- Bir grup ulusalcının galerideki bir sergi için gerçekleştirdiği bir derin devlet harekatı (Bakınız)

- Sokakların dar olması (Bakınız Valinin açıklaması)

- Mahalle baskısı

- Sergiyi kıskanan bir grup grafiker, sanatçının eylemi (tamamen benim yalanım)

Durum budur, kıç kadar memlekette, İstanbul’da şu saat olmuş olayın hikmeti anlaşılamamıştır.

Sizce anlaşılır mı bilmiyorum ama ben yukardaki nedenlerin hepsini bir yana bırakıyor, bu işin kesinlikle Ergenekon örgütünün bir provakasyonu olduğundan şüpheleniyorum :(

Bu yazının yazıldığı sıralarda saldırıya uğramış olan Extramücadele’nin sitesine girmeye çabaladım ama başaramadım. Sanıyorum çökmüş… Yine de önizlemelerden ilginç bir iki detayı size aktarayım… Sizin de ilginizi çekecek…

ERDEN KOSOVA:

Memed Erdener, bugün de sürdürdüğü grafikerlik mesleğinin getirdiği minimal görselliği, grotesk bir anlatımla birleştirmişti, doksanlı yılların başında avangard çizgisiyle diğer mizah dergilerinden ayrılan Deli’de yayınlanan köşelerinde. Yapıtlarındaki deneysel niteliği öne çıkardığı ve güncel sanatın özerk diline yaklaştırdığı çalışmalarını daha sonraExtramücadele adını verdiği kişisel proje çerçevesinde biraraya getirdi. Türkiye’de toplumsal belleğe işlemiş ve ulusal kimliği kurmakta belirleyici olmuş iki ya da daha fazla grafik öğeyi üstüste bindirme, yanyana getirme, karşıtlaştırma gibi oyunsu tekniklerle birbirine iliştirdi: ulusal köken mitini besleyen haritalar, çizelgeler; cumhuriyetin erken dönemindeki ödev ve bağlanım duygusunu halen anakronik biçimde empoze eden ilkokul kitaplarından alınma cümleler ve çizimler; arap ve latin alfabeleri ve dolayısıyla toplumun dünü ve bugünü arasında süregiden gerilim, yakın tarihin dramatik ve tarihsel anlarına ait fotoğraflar; kemalist, islamcı ve faşist ideolojilerin ikonografileri ve gündelik yaşama ait ikonlar (kamu daireleri ve şirketlerine, siyasal partilere ait logolar, uyarı tabelaları vs.)… Bu farklı ve kimi zaman birbiriyle çelişen figürler aynı düzlem üzerine yerleştirildiklerinde Extramücadele‘ye ironik bir eleştirellik kazandıran üçüncü bir anlamsal uzamı oluşturmaktalar situasyonist détournement stratejisine yakın biçimde. Farklı siyasal ortodoksilere ait söylemleri, özellikle doksanlı yıllar boyunca popülerlik kazanan farklı milliyetçilik biçimlerini hedef almakta bu ironi. Son döneme ait işlerde iseExtramücadele hazır halde bulunan imgeleri kullanmak yerine yeniden karikatür diline yaklaşan kompozisyonları tercih etmekte ve Türban Şoray isimli inançlı bir Müslüman genç kıza dair kurgusal hikayeleri görselleştirmekte.

LEVENT ÇALIKOĞLU:

Extra-Extramücadele
Extramücadele, görsel ve politik kültürün tarihsel sosyolojisini, gözlerimizi ve belleğimizi kanatırcasına içimize sokuyor. İdeolojik aygıtların yaydığı her türlü yazılı ve görsel enformasyon, onun ödünç alabileceği bir hayalet. O bu hayaletlerden kendi deyişiyle “bir bütün, bir Frankenştayn” imal ediyor: Milliyetçiliğin sosyal hayata damardan nüfuz eden tipolojisi ile piktogramların buluştuğu keskin patikayı aşındırıyor, popüler sloganların bilinçaltına hücumunu “malum” işaretlerle ironik hale getiriyor, Kemalizmin anlı şanlı ikonları ile faşist ideolojinin birbirleriyle hesaplaştığı yazı, satıh, söylem, fotoğraf ve imgeleri kesiyor, parçalara ayırıyor ve sonra onları tekrar tekrar dikiyor. Yürürken yalpalayan, aksaklığını ve kamburunu bünyesinin doğal bir uzvu gibi taşıyan ve yer yer kabuk tutmuş bir derisiyle ayna karşısındaki görünüşünden nefret eden iri bir gövde bu. Korkusunu saldırarak bastırıyor, af dileyenlerin af dilememesini diliyor, yavrularını emzirmek için uzandığında altında kalanları eziveriyor.

Soyut doktrinle ve söylem sığınmacılığıyla idare etmiyor Extramücadele. Yaşamsal deneyimlerle beslenen bir yanı var. Siyaset ve kültürün kangrenli besin kaynaklarını bozguna uğratmanın formal jestleri ile ilgileniyor. Bu saldırı biçimi, doğrudan karşı koyma eylemlerinden çok daha yıkıcı. Arınmış bir grafik dilin keskinleştirdiği bu görsel müdahaleler, fantezi kurmamız veya arzulamamız için değil, ahlaki ve politik bir hesaplaşmanın acısını yaşamamız için bizi sıkıştırıyor. Extramücadele‘nin bu kadar katı, işaret ettiğini savunmasız bırakan bir dile, siyasal bir doğruculukla mı yoksa yaralanmış bir özne sıfatıyla mı yaklaştığını kestiremiyorum. “Bakın ne kadar gericiler, ne kadar faşistler, ne kadar diktatörler” derken bile, biçimlerin doğurduğu soğukluğun ardında, kahramanlarına karşı acınaklı bir tavır takındığını düşünüyorum. Örneğin, politik bir motif ve inancın kaçınılmaz yansıması söylemleri arasına sıkışmış başı örtülü kentli bir kıza işaret eden Türban Şoray karakteri, tek kalemde silinemeyecek kadar dokunaklı. Görünüşte eşdeğerlerinden biraz daha fazla mürekkep yutan bir karikatür kahramanı bu. Kesik bir blok halinde dolaşıyor ve tüm ifadesini sürmeli gözlerinde topluyor. Ondan kurtulmanın pek bir yolu yok, çünkü nefret edilmeyecek kadar sevimli. Belki de bu yargı, benim ahlaki ve politik varsayımlarından kaynaklanıyor. Ama Extramücadele‘nin yapmak istediğinin de bu olduğunu düşünüyorum. Bir pozisyonun aynı anda hem içinde hem de dışında durup, yükseltmeye veya kısaltmaya çalıştığı sınırın tepesinde, benim söylemden ziyade insan olduğumu hatırlatmak. Bu ara bölgede dolaşmak, beni politik olarak doğrucu ama ahlaki açıdan çelişkili bir birey mi yapar? Belki. Ama böyle bir hesaplaşma ve taltif beni, saf değiştirmekten sıkılmayan politikacılardan ayırır, seyrettiklerimin tenime dokunmasına müsaade eder, işaretler ve renklendirilmiş haritalar üzerinde kaybolmamı engeller. Bir diğer deyişleExtramücadele‘nin savuşturduğu hayalet olmaktan kurtarır.

Yazarın notu: Kemalizm, Kemalistler falan filan diyerek faşizme doğru iteklenen düşüncelerin içine türban, başörtüsü gibi detayların her ay gıdıklanmazsa rahatsız oluruzun yaşamımıza magazin efekti verdiği, statikocu, heykele tapınan, darbeci, bayrak fetişisti  Mustafa Kemal Atatatürk’ü sevenlerin gcığına gittiğini biliyorum. Biliyorum da beklemek lazım kardeşim, görmek lazım. Bak Türban Şoray’ı çizen adamın başına gelenlere. Napsın şimdi, kime sığınsın; heykel sevici faşist Atatürkçülerle, heykel sevmeyen türban seven namuslular arasında kaldılar. Sahip çıkmak gerek, herkes sırayla uyanacak diye bir kural yok ya…

Yorum yazın

You must be logged in to post a comment.