Oğlumun gözlerinde padişah görüyorum ve açık mektup!
Dikkatimi çekmemiş bu haber, iki gün öncesinin Milliyet Gazetesini kaldırırken gördüm. Nedir bu diye şöyle bir okudum. Haberin başlığı sinirim bozdu çünkü. İçimden bende çocuklarımın gözlerine baktığımda halkını umursamayan padişahların geniş bir coğrafyanın dağlarında, çöllerinde öldürülmüş askerleri görüyorum dedim.
Bu sergiyi açan Ayşe Adile Nami Osmanoğlu Tars’ın bir iki yerde çıkan diğer röportajlarını da okudum. İlginç şeyler söylemiş. Serginin resimlerini aradım ama bulamadım. Bir tanesini gördüm, pek parlak bir çalışma değil. Hatta kötü diyebilirim. Tümünü görmeden konuşmak hata olur.
“Avrupa resim geleneğinde aristokratlar ihtişamlı çizilir. Osmanlı Padişahları mütevazı görünüyorlar…
Bizim saray geleneğimizde mütevazılık vardır, gösteriş yapmak değildir amaç. Saraylara bakarsanız bu durumu görürsünüz. Güzel yapılardır ama dünyadaki diğer saraylarla karşılaştırılmayacak kadar sadedir. Barok döneminden sonra gösterişli saraylar yapılır ama onlarda da fazla abartı yoktur.” demiş…
“Heyecan duyarak gelmişti, kendisini bu ülkenin evladı olarak görüyordu. Ama ne yazık ki üzüldü biraz, yabancı muamelesi gördü ilk geldiğinde.” demiş…
“Mesela bizim ailedeki diğer kişiler sarayları gezerken herkes gibi bilet alıp giriyor ama ben öyle bir yapıda değilim. ‘Burası bizim evimiz diye bakıyorum’ doğrusu, bilet almadan geziyorum. Hatta ilgi bile bekliyorum, ilgi görmeyince küsüyorum. Görevlilere kendimi tanıtınca onlar da zaten beni anlıyorlar, genelde herkes bana oldukça nazik davranıyor.” demiş
Osmanlının oraya buraya dağılmış 7 sülalesi, çeşitli davalar açmış, Osmanlının kendi kişisel mülkiyetinde olduğunu düşündüğü mallar için hayaller kurmuş ama bunu bir türlü elde edememiştir. İlerleyen zamanlanda bu tür davalar devam edecektir. Sürgün olmaları, yurtdışında çektikleri sıkıntılar falan kendileri, yanlarındakiler ve bazı Osmanlı hayranları tarafından acıklı hikayeler halinde anlatılır. Duyduğunuzda üzülürsünüz, yazık dersiniz. Daha sonraları memlekete dönmelerine izin verilmiş olan bu kişiler, uzun yıllar seslerini çıkarmamışlar, Cumhuriyet ile kavgalı olmamışlardır.
Ama birinin de çıkıp atalarının yaptıkları hatalardan, binlerce insanın ölümünden, fakirliğinden dolayı özür dilememişlerdir. (Ben duymadım, okumadım) Atalarının neden olduğu büyük borçları, kurulan devletin ve adam yerine dahi koymadıkları bu halkın ödediğini hiç ama hiç akıllarına dahi getirmezler. Türkiye Cumhuriyeti ve onun yıllarca savaş, kan, gözyaşı, açlık, sefalet içinde yaşamış olan halkı varını yoğunu vererek ülkeyi terar kurmuş ve o borçları ödemişlerdir. Şimdi kendimi evimde hissediyorum diye konuşabiliyor bu hanımefendi. Ne evi hanım ne evi… Yapmayın… Oralara biletsiz gireceğinize, iki katı bilet parası ödeminiz gerekiyor. O günlerde siz çekip gittiniz ama bizim atalarımız kanlarıyla, çıkıp gittikleri evlerine bir daha geri dönmeden sizin bilet paranızı ödediler. O resimleri çizdiğiniz ve aristokrat dediğiniz kişilerin gözlerine bir daha bakın, iyice bakın ve gördüklerinizi çizin. O dönemlerde başka çöken ülkelerin krallarına, imparatorlarına yaptıkların yapmadı bu ülke size. Hala Rus çarının hangi duvarın dibinde kurşuna dizildiği aranıyor. Soyu sopu darmadağın edilmiş aileler var. Bu millet size gıkını çıkarmadı.
Çok acımasızca yazıyor olabilirim ama Anadoluyu ve bu milleti babasının malı gibi görüp yüzyıllarca sürüm sürüm süründüren bir ailenin zarifliğinden sözetmek hoş değil… Hatta bence çok ayıp. Osmanlı padişahlarının hepsinin halkını bir kenara ittiğini söylemek büyük hata olur. Bir osmanlı düşmanı değilim ancak son bir kaç yüzyılında olup bitenler ortada. Son padişahın işgalcilerle olan ilişkiside ortada. Bu millet Padişaha ve Osmanlı Devletine ayaklanarak yeni bir devlet kurmadı. Osmanlının başında duran basiretsiz yöneticilerinin batırdığı ülkeyi topladılar.
Bu ülkeye gelip resim yapıp, sergi açabiliyorsanız kendinizi şanslı hissedin. Kimse sizlere hesap sormadı çünkü. Ama saraylar öyle ihtişamlı değildi, biz çok zariftik falan filan saçmalıklarını sıralamayın. Bu millet savaşlarla ölüp, ektiğinden biçtiğinden alınan vergi ile o sarayların her tuğlasına sahiptir. Birinizde çıkıp özür dilerim demeyi öğrenin artık. Benim atalarımı Afrikadan bu topraklara getirip uşağınız olarak kullandığınız için özür dileyin ve susun. Bir yüzyıl öncesi siz saraylara kombine biletle girin diye ölmedi benim atalarım…
Not: Ayşe Adile Nami Osmanoğlu Tars’a yanıt vermek isterse bu sayfa kendisine açıktır.
Not2: Bu yazı yazıldıktan sonra şu haberi okudum… Damat İbrahim Paşa’nın soyundan gelenler kurdukları vakıflar aracılığı ile davalar açarak mallarını isitiyorlarmış. 6 binin üzerinde mal tespit etmişler. Çırağan Sarayı’da bunlar içindeymiş. Dr. Ayşe Zühal Saynaç bu mücadeleye devam edeceklerini belirtmiş. Haberi okursunuz. Bunun gibi açılmış olan binlerce dava bulunuyor bildiğim kadarı ile. Damat İbrahim Paşa, Lale Devrini başlatan kişi olarak biliniyor, 1730 yılında Patrona Halil İsyanı ile öldürülmüş. Kendisinin Melami olduğu da yazılıyor. Melamiliği de araştırmak gerekir çünkü bugünkü gizli tarikat yapılanmasının önemli ipuçlarını bulabilirsiniz.

