NPFLP
Bu kullanıcı herhangi bir kişisel bilgi paylaşmamış
NPFLP tarafından yayınlananlar
Arzu Erdoğral’dan muhteşem bir fıkra…
8 Eyl
GÜNÜN KISA AMA ÖZ FIKRASI
Çoban merada koyunları otlatırken “hayır” cephesi gelmiş hatta dağda ki hayırcılarda oradaymış… Koyunlar bir anda tek sıra halini almış ve siz kim oluyor da bizim aklımızı küçümseyip örnek gösterirsiniz diyerek hepsini kovalamışlar!
…..
Biraz önce okudum bu fıkrayı… Yazarı bunun bir fıkra olduğunu yazmış, Halkı ‘koyun’ gören, ‘Halk Sanatçısı’ olur mu? adlı yazısında.
Gülsem mi ağlasam mı bilmiyorum…
Gidin okuyun siz karar verin… yorumları okumayı unutmayın sakın, okuyup okuyup şükredeceksiniz halinize….
Doğan Grubuna ait web sitelerine ne oldu?
7 Eyl
Yaklaşık 1 saatir hurriyet.com.tr, milliyet.com.tr, radikal, cnnturk, vatan ve diğer grup websiteleri açılmıyor. Sayfalar yükleniyor olmasına rağmen sayfalar boş… Sunucular mı çöktü yoksa başka bir sorun mu var bilinmiyor. Doğan medya grubu ilgili birimlere telefonla ulaşmaya çabalamama rağmen telefonlarda açılmıyor.
Gün içinde bir açıklama yapılacağını düşünüyorum. İnsanın aklına ilk gelen engelleme olması… umarım böyle bir durum yoktur…
Referandum için bir öngörü: % 55 HAYIR!
7 Eyl
Kim nerede ne anketi yayınlarsa yayınlasın, isteyen istediği oranı çıkartsın pek umursamıyorum. Burada bir öngörüde bulunmak istiyorum.
13 Eylül sabahı Hayır oylarının oranı manşetlere girecek. Oran çarpıcı olacak çünkü % 50-55 oranında hayır çıkacak.
Hayırcılar doğuda boykotun kırılacağı, sandığa gideceklerini söylüyor ve bunun için çalışıyorlar. Ancak bunun böyle olmayacağını onlarda biliyor, anket şirketleri de. Partilerinin bu kitleye hakim olduğunu seçimlerde ve her eylemlerinde gördük. Güneydoğuda katılım düşük olacak. Katılımın gerçekleştiği kitlede ise oylar sanıyorum eşit ya da az bir farkla evet yönünde olacak. Ama büyük kentlerde durum aksi olacak, yani hayır yönünde. Bunun yanısıra CHP ve MHP’ye oy verenlerde fire olacağını sanmıyorum. Sanmıyorum, bunu da AKP ve yandaş medyanın her gün CHP ve MHP’den birilerinin evet dediği yönünde abartılmış bir kampanya yürütmelerinden anlıyorum. Üstelik bu ters tepecek. Bunun izlerini görüyoruz toplumda. Herkeste bir tepki oluştu. AKP ve yandaşları kötü bir strateji yürüttüler.
Hayır çıkarsa ekonominin bozulacağını, kaos çıkacağını söylüyorlar. Sahte kampanyalar yürütüyorlar, sahte bildiriler dağıtıyorlar, toplumda haklarında tepki oluşmuş kişilere engel olamadılar. Örnek Melih Gökçek. Kemal Kılıçdaroğlu karşısında TV’de çok zor durumlara düşmüş birisinin, şimdi doğru yanlış konuşuyor olması Ankara’da ciddi tepki oluşturdu. Bunun yanısıra Ankara sokaklarının ücretli otoparka dönüştürülmesi ve bu durumdan kimsenin haberdar olmaması bu tepkiyi artırdı.
Diğer yandan kürt açılımı, doğu açılımı, demokrasi açılımı gibi isimlerle yapılan eylemler sonucu PKK’lıların ülkeye girişi ve peşinden olup bitenleri kimse unutmadı. Bu konuda ciddi travma oluştu. Halk ülkenin bölüneceği konusunda bir inanca kapıldı. Bu durum referanduma kesinlikle yansıyacak. MHP’de bu konuda beklediğimden büyük bir tepki var. Bu nedenle fire vermeleri mümkün olmadığı gibi, AKP’nini seçmen kitlesinde bulunan MHP kökenliler kopacaklar.
AKP’nin seçmen kitlesinden kopuşlar olacak. Büyük umutlarla AKP’ye oy verenler artık ödeyemedikleri vergiler yüzünden kapılarında Vergi Memurlarını görmekten dolayı umutsuzlar. Söz verilenlerin çoğu yapılmadı ya da fos çıktı. Dış politikada oraya buraya yapılan horozlanmaların büyüsü, halkın karnının gurultusunu bastırmıyor. İşsiz babalar, anneler, pazardan bir kaç parça yiyecekle dönen ailelerin kırılmış onurlarını mitinglerdeki parlak sözler örtmüyor. İnsanlar öfkeli, halk artık Bülent Arınç’a tahammül edemiyorlar. Kahvelerde, sokaklarda insanların nasıl bir dil kullandığını gidip bir dinleyin. artık eleştirmiyorlar, içi hakaretle ile dolu cümleler kuruyorlar. AKP ve yandaşlar bunları görmemezlikten geliyorlar ya da saçma sapan Türk filmi senaryoları ile halkla ilişkiler faaliyeti yürütüyorlar. Ama olmuyor…
Ergenekon davaları o kadar uzadı ve o kadar çok askerin üstüne gidildi ki artık mağdurların adı değişti. İnsanlar evet bir şeyler olmuş ama hükümet sevmediklerini de içeri tıkıyor inancında. Yargılamaların bu kadar uzaması ile ortada dolaşan belgelerin gerçekliğine artık inanan insan sayısı azaldı. Üstelik bu davalarla ilgil yayın yapan medyanın aşırı derecede ön plana çıkması halkın bu davalara olan inancını sarstı. Hergün yerden yere vurulan askerin gıkının çıkamaz hale gelmesi ile ayrılıkçıların sesinin çok çıkıp birşey yapılmaması halkı sarstı.
O kadar çok Kürt, Ermeni, Rum, Çerkez vb sözcük kullanıldı ki, Türk olduğunu düşünenler korkmaya başladı. Bunu herkes atladı. Halk artık bu sözcüklerden nefret eder oldu.
Başbakan o kadar çok görünüyor ve o kadar çok herkesi azarlıyor ki bu durum rahatsız etmenin ötesine geçti. ”AKP’ye oy vermem” tepkisinin ötesine geçip nefrete dönüştü. Bunun en iyi örneğini Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’de görebiliriz. Halk Cumhurbaşkanına tepki vermiyor, sesiz kalıyor ve kıyaslama yapıyor.
Yine Kemal Kılıçdaroğlu halkın gözünde yeni olması, onlar gibi konuşması, samimi davranması ona olan sempatiyi artırdı. CHP oyları arttığı gibi, farklı partilerden saygı duyulan bir isim oldu. Uzun zamandır CHP’de kimsenin yapmadığını yaptı ve Anadoluyu karış karış gezdi. CHP’ye olan tepkileri kırmayı başardı.
Yaşadışı dinlemeler, sınav yolsuzlukları, gizli çekim videolar, yandaş medyanın hergün Türk Silahlı Kuvvetlerine saldırması, heryerde evet billboardları, açlık, işsizlik, Hanefi Avcı, Fettullan Gülen, hergün yeni bir sıkıntı ülkeyi bir değişime itiyor. İnsanlar huzur istiyor artık.
Hep beraber göreceğiz 12 Eylül gecesini ve ertesini… Bir mucise olmaz ise HAYIR çıkar ve % 55′i bulur…
DUR BAKALIM
6 Eyl
Yoksul çocuklarını fikri hür, vicdanı hür insanlar olarak yetiştiren Çağdaş Yaşam Derneği’ni dağıttılar, Türkan Saylan’ın evini bastılar, ölümünü çabuklaştırdılar. Prof. Dr. Mehmet Haberal’ı, bu ülkeye üniversite kuran, bilim adamı yetiştiren pırıl pırıl insanları darbecilikle suçladılar.
Dur bakalım, ekonomi istikrarlı, işler tıkır, paralar şıkır, dediniz.
Cumhuriyetin ilkelerini savunan yargıçları, savcıları sürdüler, süründürdüler, hileyle, iftirayla tutukladılar.
Dur bakalım, belki suçludurlar, dediniz.
Kanaltürk’ü batırıp sattırdılar, Tuncay Özkan’ı “bertaraf” ettiler, Cumhuriyet mitinglerini düzenleyenleri, mitinglerde konuşanları Ergenekoncu diye içeri tıktılar.
Dur bakalım, onlar da o kadar bağırıp çağırmasaydı, dediniz ; biz sularına gideriz, haberini bile yapmayız, es geçeriz, ses çıkarmayız, dokunmazlar.
Gencecik subayları çakma kanıtlarla içeri tıktılar, dürüst subayları intihara sürüklediler, PKK’ya karşı savaşan komutanları harcadılar, orduyu şamar oğlanına çevirdiler.
Dur bakalım, ordu da çok oluyordu, zaten işimize de yaramıyordu, dediniz. Çakma suç ihbarlarına itibar eder, çarşaf çarşaf yayınlarken; itham ve mağdur edilenlerin suçsuz olabileceklerini bile dile getirmediniz!
Özel yaşamların gözetlendiği, telefonların dinlendiği, mail’lerin okunduğu, resmi ya da mahrem tüm görüşmelerin kaydedildiği ve tehdit aracı olarak kullanıldığı ortaya çıktı.
Dur bakalım dediniz, susmakla kalmayıp, susmak istemeyen maiyetinizi de susturdunuz.
İlhan Selçuk, Yalçın Küçük ve daha pek çok gazeteci ya da yazar darbecilikle suçlandı, Mustafa Balbay 547 gündür tutuklu, Ergun Poyraz üç yıldır…
Dur bakalım, onlar zaten bizden değiller dediniz, sizin dümeni iyice sularına kırdınız. Hala, teyet geçer sanıyordunuz.
Derken sıra size geldi, vergiler bindirildi, sırtınız iyice eğildi, yine de “hınk” deyip fazla ses etmediniz. Hala dur bakalım, diyor, zaten suyuna gittiğiniz himmet buyurur, suyuna gittiğinize minnet gösterir, diye bekliyorsunuz.
Anayasa referandumunda demokrasinin tüm kuralları çiğnendi, devletin tüm olanakları, beleş kömürden çeyrek altın dağıtımına, mühürden bültene psikolojik baskıya, “evet”e odaklandı. Muhalefete verilmeyen propaganda hakkından, muhalifler tehditle, darpla, polis zoruyla mahrum bırakılıyor.
Durun bakalım, defter dürülecek de, hala “evet” mi çıkacak “hayır” mı diye bekliyorsunuz.
Bekleyin bakalım.
*
İstanbul’dan Bağdat’a mal götürecek kervana, olası eşkiya saldırısına karşı bir dudağı yerde, bir dudağı gökte, iri kıyım bir zenci koruma istihdam edilmiş. Boyu kadar kılıç taşıyan zenci, heybetli bir babayiğitmiş.
Yola düzülen kervan, az gitmiş, uz gitmiş, Küçük Asya’yı aşmış, Bağdat’a yaklaşırken bir gece ıssızda, 40 haramilerin saldırısına uğramış.
Haramiler, kervanı darmadağın etmişler, develeri kaçırmışlar, malları yağlamamışlar, heybetli korumayı da derdest edip teker teker üstüne çıkmışlar. Bir harami, iki harami derken, 39 haraminin ırzına geçmesine gıkı çıkmayan heyula zenci, sıra kırkıncı haramiye gelince birdenbire “Haayt!” diye nağralanarak doğrulmuş. Çekmiş boyu kadar kılıcını, 40 haraminin 40’ının da kafasını uçurmuş.
Kaçan develer toplanmış, dağılan mallar yüklenmiş, kervan yeniden yola düzülmüş. Bağdat’a varıp mallarını satan kervancılar, oradan aldıklarını İstanbul’a götürmek için yüklemişler. Heyula zenci koruma da kılıcını kuşanıp kervana doğru seğirtmiş ki, kervancı başı, “Dur,” demiş. “Bu sefere sen gelmiyorsun, işine son verdik.”
Zenci şaşkın, “Neden ağam?” diye sormuş. “Ben sizi kırk haramiden kurtardım, malınızı korudum, görevimi layıkıyla yerine getirdim ya…”
Kervancı başı, dudağını bükmüş: “Getirdin getirmesine, amma velakin dönüşte seni götürecek 39 haramiyi nereden bulacağız?”*
*
Ey sekiz yıldan beri susup susturup, Türkiye’de olan bitenlere bakan kervancılar!
Acaba 39 haramiyi mi bulamadınız, yoksa 40’ıncıyı mı bekliyorsunuz?
MİNE G. KIRIKKANAT
*Melih Aşık’tan dinlediğim bir fıkradır.”
Demokrasilerde Salim Uslu’nun oyu ile konsomatrisin oyu birdir
6 Eyl
2001’de anayasa değişikliğine ‘evet’ diyen, şimdi ise sessiz kalanlar sivil toplum kuruluşu değil, sivil toplum konsomatrisidir.
Artık sınır tanımayan tanımlamalar, hakaretler ağızlardan çıkabiliyor. Amaca giden her yol mübah… Şimdi biri de bu beyefendiye 12 Eylül cuntasının anayasasına evet diyenler bugün sendikaların ………………’dir cümlesinin nokta nokta yerlerini herkes kafasına göre doldursa hoş mu olacak…
Bu benzetmeyi de bir iftar yemeğinde yapıyor üstelik. İftar yemeğiyimiş hiçbir önemi yok. Ve bütün bunlar demokrasi söylemi ile yapılıyor…
Artık ayıp ta diyemiyorum, yuh ta çekemiyorum… geriye ne kalıyor, yapacak birtek şey hepinize kocaman bir HAYIR!
Google ve internette hakkınızdaki olumsuz dizinlerden kurtulmak
6 Eyl
Firmanız veya şahsınız hakkında google ya da diğer dizinlerdeki olumsuz kayıtlar çoğu kişinin en büyük derdi haline dönüştü.
Firmalar ve ürünleri hakkında yapılan olumsuz kampanyalar, tüketici şikayetleri, hakkınızda kasıtlı olarak yapılmış olumsuz etiketlemeler, porno sitelerinde isminizle yapılan etiketlemelerle başa çıkmanız gerçekten zordur. Çoğu zaman nereye başvuracağınızı bilemezsiniz, bu sitelerin çoğunun yöneticileri bu konuya duyarsız kalır ve google bu tür başvuruları ya yanıtlamaz ya da yapabileceği birşeyin olmadığını bildirir.
Bu sorun gittikçe büyümekte ve birçok kişi bu sorunla uğraşmaktadır. Ülkemizde bu konuda ki yasaların outurmamış olmasından da kaynaklanan bir boşluğu kullanan kişi ve kurumlar size uzun zaman kabus yaşatabilir. Bunları temizlemek gerçekten çok zordur. Bilgi ve zaman gerektirir. Bazı bilgileri kaldırmak ise neredeyse imkansızdır. Ancak bununla başedilemeyeceği anlamına gelmez. Teknik bilgi, anlaşmalar, hukuk bilgisi ve bağlantılar gerektirir.
Dizinlerde bulunan bu olumsuz bilgilerin bir bölümü kişilerin düşünmeden paylaştığı bilgilerden kaynaklanır. Sosyal paylaşım sitelerinde, forumlarda geleceği düşünmeden paylaşılan bilgiler daha sonra önünüze bir iş görüşmesinde gelebilmektedir. Yine bu bilgilerin önemli bir kısmı, içinde kasıt barındıran, intikam almak için izinsiz olarak kişisel bilgilerin paylaşılmasından ya da olumsuz kampanya yapmak amacıyla gerçekleştirilmektedir.
Bu konuda gerçekten bir sıkıntı yaşıyorsanız ne yapmanız gerektiği konusunda bir fikriniz de yoksa bir uzmandan ya da bir kuruluştan destek almanız gerekir. Dizinlerdeki bu bilgi sizi gerçekten etkiliyor ise bu destek şarttır. En önemli arama sonuçları google üzerinde yer almaktadır. Bu arama motorunun nasıl bir çalışma yapısı olduğunu bilmeniz, en azından anlamış olmanız gerekir. Bu yapıyı google dışında, doğal olarak hala çözmüş ve konuya hakim kimse olmadığını bilmelisiniz.
Eğer internetteki bu karadeliklerden kurtulmak istiyor, firmanız ya da şahsınız hakkındaki kişisel bilgilerin dağılmasın önlemek istiyorsanız, hakkınızdaki olumsuz etiketlemelerden kaynaklanan çirkin kampanyalardan kurtulmak istiyorsanız newpageflip@gmail.com posta adresine yazın. Ön inceleme sonrası size nasıl yardımcı olabileceğimizi bildirelim.
Bunun yanısıra websiteniz hala google dizinlerinde gerilerde ise, rakipleriniz sizin çok çok önünüzde ise ve siteniz istediğiniz performansa ulaşamamış ise eksik birşeyler yapılmış demektir. Bu konuda bir çalışma yapılması gerekir. Arama motorları ile barışık olmayan bir yapıya sahipsiniz ya da bu konuda yanlış birşeyler yapılmış anlamına gelir bu durum. Kısa zamanda dizinlerde yer almak istiyor, internette bulunur, görünür olmak istiyorsanız aynı posta adresinin kullanarak destek isteyin.
Sezen Aksu söylüyor…
6 Eyl
Tüm bu tartışmalar içinde Say’ın sözlerine yaklaşımınız nedir?
Fazıl Say Türkiye’dir. Kendisi bir aydın olarak endişelerini, düşüncelerini dile getirdi diye büyük tepki gördü. Oysa aydınlar, bırakalım düşüncelerini özgürce dile getirsinler. Sayın Say’a, belli bir hoşgörü içinde eleştiri gelebilir, buna saygı duymamız lazım. Ama bu eleştiriyi Fazıl Say’ın konuşmaması üzerine inşa ederseniz, o zaman yanlış yapmış olursunuz.
Referandumda, “Evet” oyu vereceğini açıklayan Sezen Aksu’yu telefonla aramışsınız.
Sezen Aksu bizim partinin içinden eleştiri aldı. Hem o eleştri nedeniyle hemde rahatsızlığı nedeniyle aradım kendisini. Yoksa normal siyasal tartışmaların bir parçası olmak için aramadım.
Aksu’nun 1989’da dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in resepsiyonuna katılması, 1995’te Susurluk sürecinin en karanlık dönemlerinde, dönemin Başbakanı Tansu Çiller’le birlikte şarkı söylemesi ve şimdi de darbe karşıtı olması bir çelişki değil mi?
Çelişki değil tutarlılık var.
Ne gibi?
Kenan Evren’i desteklemiş. Diğerlerini desteklemiş. Şimdi de o Anayasa’ya “Evet” diyor. Burada bir çelişki yok ki.
Orhan Gencebay da, 1994’te, “Kenan Evren’deki sanatçı duyarlılığını görüyorum” diyor. Şimdi de darbe karşıtı…
Orada da bir çelişki yok. Yine kendi içlerinde tutarlılık var. Yani o tutarlılığı şöyle söylüyorum ben: Bu sanatçı arkadaşlarımızın dünyayı sorgulayış biçimleri bizden farklı olabilir. Ona saygı gösteriyorum. Ama bu Anayasa değişikliği gerçekleşirse herhangi bir iktidar, örneğin Orhan Gencebay’ı veya Sezen Aksu’yu sevmeyen bir siyasi iktidar onlara hayatı cehennem edebilir. Biz bunu istemiyoruz. Hiç kimse için hiçbir yurttaş için hayat cehenneme dönmemelidir.
Yukardaki sözler Habertürk’ten Kutlu Esendemir’in sorularını yanıtlayan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na ait.
12 Eylül cuntasına karşı durabilen, bu yüzden yargılanan yüzlerce sanatçı, aydın, gazeteci, bilimadamı, siyatçi o günlerde susmadı. Milyonlar sustu, Türkiye sustu hatta susmanın ötesine geçti cuntaya alkış tuttu, yanında yer aldı ve onların hazırladığı 12 Eylül anayasasına % 90′larla evet dedi. Öğreniyoruz ki 12 Eylül darbecilerinin resepsiyonuna katılanlar bugün fikir beyan ediyor. Acaip bir durum. Bir başka acaiplik Erdal Eren için şarkı falan yapıyor. Sonra da ortaya birileri çıkmış o’nu linç ediyorlar diye bağırıp duruyor. Ne linci be adam o zaten kendini, kendi ruhunu linç etmiş.
Bu hanımefendiye bu yetmemiş Tansu Çiller ile birlikte şarkılar söylemiş. O günlerde demokrasinin kraliçesi diye yutturulan, gazetelerde köşelerinden ”o güzel sarışın” diye yazılar düzenler bizi “sazan” sandığı için unuttuğumuzu düşünüyorlar. Bu arkadaşlar şimdi ne yazıyor aynı şeyi, Kılıçdaroğlu’nun söylediği gibi acaip tutarlılar. Güç kimde ise onların yanındalar. Bu güzide sanatçı ve gazeteciler şimdi evet evet diye kendi etraflarında dönüp duruyorlar. Herkes tarih içinde yerine alıyor, herkese bir koltuk var bu insanlık tarihinde. Erdal Eren adlı çocuğu asan cuntacılarla aynı salonda gülücük dağıtanların Erdal Eren’e şarkı yazma ve demorasiden sözetme hakkı olmamalı.
Türkan Saylan’ı unutmasını, gıkını çıkaramamasını unutmadık. Unutulacak gibi de değil. Korkudan evine kaçmanın utanılacak bir yanı yok elbette ama korku salanların yanında olmak utanç verici bir durum.
Hadi şimdi gidip Sezen Aksu dinleyelim, Orhan Gencebay’a selam çakalım. Hadi rap rap rap, sağdan saymaya başla… evet1, evet2, evet3… hadi rap rap rap…
Ankara’da Mobesa Sistemi
6 Eyl
Bir süredir Ankara’da hemen hemen bütün önemli noktalarda hummalı bir çalışma var. Herkesin dikkatini çeken kameralar… Birçok sürücü buna seviniyor. Çünkü Eskişehir ve İstanbul yolunda aşırı hız yapan, araçları sıkıştıranlardan kurtulma şansını yakalayacağız. Kırmızı ışık ihlali yapanlar, ters yönden gelen araçlar, hiçbir kuralı takmayan ve uyardığınızda size saldıranlardan da kurtulma ihtimali doğdu. Şu anda 400′ün üzerinde kamera bulunuyor. Birçok noktada hız kontrolüde yapılmış olacak.
Gerçi öyle insanlar var ki bunlara etkili olacak mı bilmiyorum. Bu sabah gelirken Çevre yolu Mamak – Kıbrısköy mevkiinde bir kamyon sol şeritten 120-130 km hızla yanımdan geçti. Ve bu kamyon o hızla gittiği için arkasından taş atarak ilerliyordu. Çünkü bir inşaat kamyonuydu. İşin ilginci özel değil kamuya ait bir kamyon, yani resmi plakalı. Buraya yazacağım plakasını… 06 L 2957 resmi plakalı bu kamyonun üzerinde kocaman bir de logo bulunuyor; Keçiören Belediyesi. Bu bölgede fazlaca inşaat ve taş ocakları bulunduğu için kamyon sayısı fazla. Büyük bir bölümü hiçbir kurala uymuyor. Doğal olarakta kaza sayısı fazla.
İstanbul ve Eskişehir yolundaki sürücüler şu anda kameraların olduğu noktaya kadar aşırı hızla gelip, en sol şeritte aniden fren yapıyor ve yavaşlıyor. Kontrol noktasını geçince tekrar hız yapmaya devam. Ve bunu büyük bir marifetmiş gibi yapan rahatsız tipler var. Kullandıkları araç bu tiplerden daha akıllı bir sisteme sahip.
Umarım bu sistem amacına ulaşır. Eskisi gibi kurallara uyanlar değil uymayanlar cezalandırılır…
Bir ortaçağ tartışması
31 Ağu
Hergün, her ay, her yıl bir yenisi eklenen başörtü, türban ya da kadınların kafasının bağlanması, saçlarının, kulaklarının örtülmesi tartışmasının artık bıktırdığını, millete gına geldiğini, işin bk’nun çıkarıldığını neden kimse görmek istemiyor.
Kuran’da böyle bir kavram, hüküm var mı yok mu, peygamberimiz böyle birşeyden bahsetti mi, Hz. Ayşe şöyle dedi, aslında yahudilerden geçme bir alışkanlık mı… eee
Kuran’da bir sözcük var, evet bu konuya atıfta bulunan bir tane sözcük.Yasakları, farzları defalarca tekrar eden Kuran’da bu konuda bir adet sözcük yüzünden dünyanın her tarafında kıyametler kopuyor. Özgürlük kıyameti koparan, her allahın günü bu konuyu yazarak, saçının bir telinin görünmesinin inançlarının tümünü sarsacağını iddia eden zırvalıklarını ısrarla devam ettiriyorlar. ve bu toplumda hala bu konu tartışılıyor.
Din adına, mezhep savaşlarında öldürülen binlerce insan bir kenara varsa yoksa başörtüsü. Ahlaksızlığın her türlüsünün tavan yaptığı bir ülkede bunlar bir yana başörtüsü en önemlisi. Niye peki, öneme nedir bu işin?
Aslında basit, işin inançla falan ilgisi yok. Binlerce yazı okudum bu konuda. Temelde örtünmenin (kadının) sebebi kadının erkeğin cinsel güdülerini uyarmasınıdan geçiyor. Yani kadın ne kadar giysilerle gizlenirse ters orantı ile erkekler uyarılmıyor. Bakma ulan bakma. Madem iraden bu kadar zayıf bakma, çevir kafanı, eğit kendini. Aklını başına al.
Ama hayır, sapıklığın her türlüsü, ahlaksızlığın her numarasını deneyen insanoğlu için bir kumaş parçasımı engel olacak. Hadi canım. (Bakınız İslamiyet öncesi Mekkeye, Medineye, bakınız İslamiyet sonrası İran’a)
Mesele kadınların toplumdaki yerinin gösterilmesi, kontrol altına alınacak bireylere göre çözümler üretilmesi. Ben bu toplumda saçlarının bakımını yaptıramadığı, buna para ayıramadığı için başını örten, uzun uzun pardösüler giyen kadınlar da tanıyorum diğer yandan. Dün peçelerin arkasına tıkılan kadınlar, bugün garip giysilerin içine tıkılıyor. Sonra onlar ne yapıyor, peçelerin bin türlüsünü üretenler şimdi de başörtüsü, türbanın bin türlüsünü üretiyor. Rengarenk pırıl pırıl saten, ipek bu örtüler, dikkat çekici bu kadınlar sokaklarda ince ve yüksek topuklu ayakkabıları, parlak ve gözalıcı renklerde çantaları ile salına salına yürüyorlar. Giysileri o kadar farklı ve o kadar dikkat çekici ki dönüp dönüp bakıyorsun. Peki bunlar ne zaman Pakistan, İran, Malezya, Suudi Arabistan ve diğer ülkelerdeki gibi siyaha dönecek?
İnsanların ne giyeceği yasalarla düzenlenir miymiş? Düzenlenir kardeşim, balgibi düzenlenir. Kimi kandırıyorsun, kiminle dalga geçiyorsun sen. Dünyanın her yerinde kamu hizmetinde çalışanların ne giyeceği yasalarla düzenlenir. Hakimler şunu giyer, polisler bunu giyer, hemşireler bunu giyer, doktorlar bunu giyer… Gidin dünyanın bir ucuna orada da durum bu burada da durum bu. Kamunun dışına çıkın, özel kuruluşlar için bile yönetmelikler vardır.
Ortaya işkembeden sallanmış bir yalan salla sonra da onun üstüne kutsadığın bir başka yalanı ekle… Oldu.
Madem kutsal kitaplarda nasıl giyinileceği düzenlenebiliyor bunu iddia ediyorlar insanlarda bunu yasalarla düzenler. Ama güzel kardeşim anla artık, yasalarla düzenlenen giyim kuşam meselesi senin özgürlüğünü altüst etmek için değil birlikte yaşamanın gereği düzenleniyor. Pasta, ekmek, yemek yapan bir adamın ya da kadının kafası kapatılacak, eldiven giyecek diyor yönetmelik. Neden bunu anlayabiliyor musun?, sağlık için. Senin anan hiç bağırmadı mı sokağa fırladığında arkandan şapkanı giy diye…
İnsanların ne giyeceği ya da giymeyeceği yasalarla düzenlenir. Bunun kim aksini söylüyorsa buyursun gelsin…
Evinde ne giymek istiyorsan giyersin, sokakta kafanı mı örtersin, kıçını mı açarsın senin sorunun. Ama yeter artık bu ortaçağ tartışmasından kurtulalım artık.
Sen ne giyersen giy karışmam ben ne giyersem giyeyim sen de karışmasın olur biter. Buna razı mısın? Cesaretin var mı böyle bir kurala…


